Hüseyin Zan Büro Açtı



Yeşilçam denilen sinema piyasasında kendilerine «figüran» adı verilen insanlar figüran kelimesini doğru dürüst yazamazlar: «Fügüran», «fügiran» derler. Aslına bakarsanız bunların soğu da ilkokulun birinci sınıfında ya okunmuşlardır, ya da hiç semtine uğramamışlardır.

- «Hüseyin Zan, figüran bürosu açtı!» dedikleri zaman aklımıza bunlar geldi. İçimizden: «Hüseyin Zan, biraz da okuma yazma öğretse!» diyerek Ağacami'deki bu yeni figüran bürosuna gittik. İçeri girip Hüseyin Zan namı diğer Oski'nin figüranlarla nasıl uğraştığını görünce: «Aşkolsun!» demekten kendimizi alamadık.





Birkaç sahneyi şöyle bir çiziverelim:

İçeriye iki polis geldi. Gelmesiyle birlikte Hüseyin Zan, uçak gibi uçup kaplan gibi zıplayıp adamların üzerlerine atlamasın mı? Durun daha bitmedi! Sonra da birkaç yumruk sallayıp ikisini de dövmesin mi? Eyvah, şimdi buraya başka polisler gelip Hüseyin Zan'ı zanlı olarak götürecek, diye düşünürken bir de ne görelim? Meğer bu polisler, polis üniforması giymiş figüranlar değil miymiş? Hüseyin Zan onlara, kendilerini, haydutlara karşı nasıl koruyacakları hususunda «pratik» ders veriyormuş... Zaten Oski'nin dersleri hep pratik... Oski nazari ders vermekten hoşlanmıyor!





Polisler ise, yani film setine gidince köprüaltı çocuklarını getirdiler. Onlar da filmlerde gariban veletleri temsil edeceklermiş. Oski Hüseyin, onlara birkaç kelime söyledi ve hemen pratik derse geçti. Yankesicilik gibi birçok marifetlerin rol olarak nasıl yapılacağını, bizzat oynayarak anlattı. Çocuklar gitti ve bir gangster arzı endam etti! Yani gangster rolü yapacak bir figüran!... Oski ona da birkaç yumruk, dayak kötek numarası öğretti. O gitti banka soyguncuları geldi. Oski tabancalarını çıkardı:

Bir, iki, üç... Tam bir düzine tabanca... Onlara kasayı soyduktan sonra, baskın yapan polislerle nasıl çarpışacağını gösterdi. Tabancaların kurşunları yoktu, ama tetik durmadan «çıt-çıt» diye işliyordu. En sonunda gangsterlere nasıl ölmeleri gerektiğini gösterdi ve yere — güya vurulup — döşek gibi uzandı...





Gangsterler tabancaları alıp banka soymaya, pardon, film çevirmeye gittiler. İçeriye, mini etekli, kenarın dilberleri girdi. İkisi on sekizinden küçük biri 50' sinden büyük...

- «Acaba Oski, bunlara da pratik dersler verecek mi?» diye düşünürken Oski masasına geçti. Bir bakanlık müsteşarı gibi birden ciddileşti.

Hanımların dersleri — nedense — teorik oldu. Onlara bir hayli bilgi verdi, «Şunu yap, bunu yapma,» dedi. Sonra da ilave etti. «Paraları akşama buradan gelin alın!»

Yerli filmlerde zengin aile kızı rolüne çıkacak kızlar, tam ayrılırken:

- «Ağbi bize birer lira ver, dolmuşa bineceğiz. Akşama hesabımızdan kesersin!» dediler ve liraları alıp gittiler.





Figürancılık işinden milyoner olanlar, banker olanlar varmış. Bir filmde bazen 40 - 60 figüran bir günde, tek sahnede görünmek için binlerce lira tutarında para alırmış: Kadınlar 20 - 30 lira, erkekler 10-15 lira... Bu paraların yarısını figürancılar alırmış. Düşünün 240 film çevrilen Türkiye'de her filmin 5.000 lira figüran masraf; olsa, Yesilçam'daki figürancıların cebine yılda 1 milyon 200 bin lira girer. Bunun yarısı bile büyük paradır ve Yeşilçam'da belli başlı 5 figüran bürosu vardır. Yani aşağı yukarı figüran bürolarının bir tekine yılda 240.000 lira civarında pay düşer! Bunların yarısını figürancılar kendi ceplerine attıklarına göre her biri yılda en az 120.000 lira kazanırlar. Hüseyin Zan:



- «Ben yarısını almıyorum, yüzde on, yüzde yirmi arası kesiyorum.» diyor.

Hüseyin Zan, figürancılık kadar figüranlığı da karlı hale getirmek için bu büroyu açmış. «Parolamız şu,» diyor, «İyi eleman, dakik iş, peşin para...» Eğer Hüseyin Zan, işi başladığı gibi götürürse, figüranların, kendi aralarından çıkan bu müteşebbis genci kısa zamanda baş tacı edeceklerine hiç şüphe yok!

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 6. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.