Erol Tezeren Bahriyeli Oldu




Edebiyat Fakültesi’nin kantinindeyiz. Etrafımızı uzun favorili, bıyıklı delikanlılarla, mini etekli kızlar doldurmuş… İnce, uzun salonda devamlı bir uğultu var… Uğultu zaman zaman o kadar artıyor ki neredeyse yanı başımızda oturan Erol Tezeren’in sözlerini duyamayacağız.

– «Bu yaz bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim.» diyor Erol. «Orada üç Almanla tanıştık. Adamlar Almanya’da bir televizyon şirketinde çalışıyorlarmış Film artisti olduğumu öğrenince hemen benimle ilgilendiler. Biraz Alman televizyonundan, biraz da bizim sinemadan konuştuk… Aradan iki üç ay geçtikten sonra bir gün postacı bana bir zarf getirdi. Ben onların adını bile unutmuştum ama onlar benimkini unutmamışlar. Resimlerimi temin etmişler, memleketlerindeki Televizyon şirketinin ilgililerine gösterip beni tavsiye etmişler. Uzatmayayım, bana gelen, teklif mektubu idi.»





Gelen teklife göre Erol Tezeren Almanya'ya gidecek, bir taraftan televizyon filmlerinde oynarken bir taraftan da televizyonun teknik kısmında çalışacak, bilgisini ilerletecekmiş. Teklif edilen ücret de gayet 'tatmin edici' imiş. Yalnız, Almanlar askerliğinin bitmesini şart koşuyorlarmış. Ne yapsın Erol'cuk... Düşünmüş taşınmış, sonunda hemen askere gitmeye karar vermiş...

- «Peki ama siz hemen askere gitseniz bile Almanya'ya varışınız en azından iki yılı bulacak. O kadar beklerler mi?» diye sorduk.





- «Tabii...» diye cevap verdi. «Zaten mektuptaki şart da öyle 'Eğer askerliğinizi yapmadıysanız hemen yapın, öyle gelin' diyorlar. Ben de askere gitmeye karar verdim. Verdim ama bu iş sadece karar vermekle olmuyor ki! Fakültede son sınıfa geçmişim, tecilim askerlik şubesine gönderilmiş... Ne yapmalı, ne etmeli diye düşünürken bu işlerden anlayan arkadaşlarım yol gösterdi. Askerlik şubesine müracaat ettim. Bana feragatname imzalattılar.»

Feragatname imzalanmış, muamele «tekemmül etmiş», sonunda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü öğrencisi Erol Tezeren «gönüllü asker» olarak «sülüs» ünü almış...





O gün okuldaki son günüydü. Erol Tezeren son dersini, «Son Akşam Yemeği» tablosundaki hazin kutsallık içinde dinledi. Profesör sınıfı terk edince de kürsüye çıkıp bütün arkadaşlarına veda etmeyi ihmal etmedi. Birlikte çıkış kapısının önündeki merdivenlere geldiler. Tek başına merdivenlerden aşağıya indi, arkadaşlarına el salladı ve Aksaray istikametine doğru yürümeye başladı... Tabii biz de peşinden. Yolda askerliğini deniz eri olarak yapacağını öğrendik.



Yürüye yürüye Fatih'teki askerlik şubesinin önüne kadar geldik. Tam bize «Allahaısmarladık» diyecekti ki gözü yoldan geçen bir minibüse takıldı. Minibüs bir film şirketinin malzemelerini taşıyordu... Reflektörler, sportlar, kamera...

Neden sonra gözlerini tekrar bize çevirdi. Bir an dalgın dalgın baktı; ancak duyulabilir bir sesle: «Allahaısmarladık» dedi ve kararlı adımlarla şubeden içeriye girdi. Attığı iki - üç adım Türk sinemasının en «sert» jönünü Türk Ordusunun deniz kuvvetlerinin bir eri yapmıştı...

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 50. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.