Dünya Sinema Tarihi



YENİ BİR KOMEDYEN: 1917 yılı, Hollywood'a yeni bir komedyen kazandırmıştı. Universal Şirketinde figüranlık yaparak dikkati çekmeye çalışan Harold Lloyd, bu sıralarda Hal Roach ile dostluk kurmuştu. Her ikisi de kamera karşısında çok iyi anlaşabileceklerini umuyorlardı. Nitekim öyle oldu. «Dostluk başka alışveriş başka,» sözü bu iki arkadaş için söylenmemiş olsa gerekli. Zira Harold Lloyd - Hal Roach çifti, Universal Şirketindeki figüranlık denemelerinden sonra başarılı bir komik çift oldular. Hal Roach'ın vazifesi, Harold Lloyd'a, ortaoyununda olduğu gibi 'açmazlar' vermekten ibaretti. Fakat o hayatından memnundu. Hiç bir zaman Harold Lloyd'un yerini almayı düşünmemişti. Bu yüzden de yıllarca, birbirlerinden ayrılmadılar, seyircileri gülmekten kırıp geçirdiler.





AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR: Bebe Daniels, ilk filmini sekiz yaşındayken çevirmişti. Küçük kızdaki kabiliyeti fark eden filmciler, onun bu başarısını görünce peşini bırakmadılar. Bebe küçük yaşına, başına aldırmadan üst üste film çevirmeye başladı. Filmciler, küçük kız on beş yaşına geldiği zaman onu genç kız rollerinde oynatmaktan ve devrin ölçülerine göre açık saçık denebilecek kıyafetlerle sinema seyircisinin karşısına çıkarmaktan çekinmediler.





REKABET ÇEHREDEN BAŞLIYOR: Harold Lloyd'un başarılı bir komedyen olarak dikkati çekmesi en çok devrin genç komedyeni Charlie Chaplin’in canını sıkmıştı... Hele Harold Lloyd, günümüzde şöhrete ulaşmak isteyen birçok gencin kendine bir sinema şöhretini örnek alıp ona benzemeye çalışması gibi Charlie Chaplin'i kendine örnek alıp rekabete, çehresini ona benzetmekle başlayınca işler enikonu kızıştı... Genç komedyen, Charlie Chaplin'e benzemeye çalışırken önce bıyıklarını, onun bıyıkları gibi kestirdi. Fakat Harold Lloyd'un şöhret heveslisi, artist mukallidi gençlerden ayrılan önemli bir özelliği vardı: Kabiliyeti... Bıyıkları Charlie Chaplin'e benzese de benzemese de Harold Lloyd, seyirciyi güldürmesini beceriyordu. Seyircinin nelere gülüp gülmeyeceğini çok iyi biliyordu... Fotoğrafta Charlie Chaplin stili bıyığıyla Harold Lloyd, 1917'de çevirdiği «Lonesome Luke» isimli seri filmde.





CHARLİE CHAPLİN DE BOŞ DURMUYOR: Keystone Şirketi, Charlie Chaplin'i başkalarına kaptırmamak için «istifçi bir tüccar» zihniyetiyle uzun vadeli bir kontratla kendine bağlamış, fakat genç aktörü hiç bir filmde oynatmamıştı. Keystone Şirketinin idarecilerine göre, Charlie Chaplin'i rakip şirketlerden birine kaptırmamaktan başka hiç bir şeyin önemi yoktu... Ellerindeki kabiliyetin değerinden gerektiği şekilde faydalanmayı nedense düşünmek bile istemiyorlardı. Fakat Charlie Chaplin, Essanay Şirketine geçtikten sonra durum tamamen değişti... Essanay'ciler istifçi zihniyetini taşımıyorlardı. Harol Loyd'un şöhreti artarken Charlie Chaplin de dünya çapında bir şöhret oldu... 1917'de çevirdiği «The Immigrant» (Göçmen) filmi Charlie Cahplin'i zirveye ulaştırmaya yetti. Fotoğrafta bu filmden bir sahne görüyorsunuz. Yanındakiler soldan itibaren: Henry Bergman, Edna Purviance ve Eric Campbell'dir.





HAYAT TESADÜFLERDEN İBARETTİR: Louisa Fazenda, Los Angeles'teki ortaokullardan birinde okuyordu. Fakat onun aklı fikri sinema artistliğindeydi... Küçük kız, günün birinde sırf bir filmde figüran olarak görünebilmek hayaliyle evini, okulunu terk etti. Hollywood'un yolunu tuttu. Gözü yükseklerde değildi. Bir kerecik bile olsa, perdede görünebilmek onun için yeter de artardı bile!... Fakat Tanrı'nın da işine karışılmaz ki!... Bazen insana istediğinin binde birini bile vermeyen Allah, bazen de istediğinden çok daha fazlasını önüne seriverir!... Louise Fazenda da Hollywood'da umduğundan çok daha fazlasını elde etti. Mack Sennett, Louise'in figüranlık yaptığı filmi seyretmiş ve rivayete göre küçük kız, bu kurt filmcinin derhal dikkatini çekmiş ve ona başrolde oynaması için bir teklifte bulunmuştu.





ÇOCUK GENÇ KIZLAR DEVRİ: Sinema aleminde «Bir kimse şu yaşta artist olur, bu yaşta şöhrete ulaşır,» diye bir kaide yoktur. Fakat kanunlar, genç kızların on sekiz yaşını bitirmeden her çeşit filmde rol almalarına imkan bırakmaz. Meselâ 1962 yılında «Lolita» filmi çevrileceği zaman on üç yaşında göründüğü halde on sekiz yaşını bitirmiş bir artist adayı aranmıştı. Zira kanunlar, on üç yaşında bir kızın Lolita rolünde oynamasına izin vermiyordu. Fakat eski devirlerde kanunları yapanlar, genç kızların hangi yaşlarda hangi çeşit filmlerde oynayabileceklerini düşünmektense başka işlerle uğraşmayı tercih ediyorlardı. Filmciler de meydanı boş buldukları için çocukluk çağından çıkmış, yüzüne bakılacak kadar güzel olan genç kız adaylarını başrollerde oynatmaya başlamışlardı. Fakat çocuk-genç kızların meslek hayatı erken başladığı gibi erkenden de sona eriyordu. Yirmi beş yaşında bir artist, karakter rollerine bile zor çıkıyordu. Sinemanın çocuk yaşta şöhrete ulaşmış artistleri arasında Bebe Daniels, Constance Talmadge ve June Caprice'i Altta, küçük yaşta şöhret yapanlardan Lois Wilson.





KADINLIĞA ÖZENTİ: Son yıllarda yerli ve yabancı sinemada komiklik ve biraz da değişiklik olsun diye kadın kılığına giren pek çok erkek şöhretin adını sayabiliriz... Sinemanın icadından kısa bir süre sonra Wallace Beery kadın elbiseleriyle seyircinin karşısına çıkmış ve bu moda da böylece başlamıştı. Sinemanın ünlü kötü adamı, bir komedide sırf seyirciyi birazcık güldürmek amacıyla bu kılıkta seyircinin karşısına çıkmıştı. Fakat 1917 yılında Julian Eltinge, ciddi filmlerde hem de baş rolde oynamak için kadın kılığına girmiş ve filmlerini seyredenlerin hiç biri onun gerçekte erkek olduğunu hiç fark edememişti...





HARP SİNEMAYI DA ETKİLİYOR: Birinci Dünya Savaşı başlangıçta, Okyanusun öbür tarafında kalan Amerika için pek büyük önem taşımamış, tam tersine Amerikalı filmcilerin pek işine yaramıştı. Filmciler, Avrupa'nın rekabetinden kurtuldukları için çok rahat çalışıyorlardı. Fakat savaş kokusu Okyanusu geçip Amerika'ya da sıçrayınca durum değişti... Filmciler de savaşla ister istemez ilgilenmek zorunda kaldılar... Bu arada Amerikalı gençlere kahramanlık duygularını aşılamak da filmcilere düşmüştü.



Kalabalık kadrolu tarihi filmler üstadı Cecile B. DeMille, hemen kolları sıvayıp güzel bir savaş filmi hazırlamaya koyuldu... Ama savaş filmi deyince aklınıza Birinci Dünya Savaşı'nda İtilâf ve İttifak devletlerinin ordularının savaşlarına ait bir film gelmesin sakın. Cecile B. DeMille, Fransa tarihinin kahraman kadını Jeanne D'Arc'ın dramını ele almıştı... Askere gitmek istemeyen bir delikanlı paslanmış bir kılıç görüp hayale dalar, Jeanne D'Arc'ın hikayesini hayalinde yaşatır ve bu düşünceler delikanlıya kahramanlık duyguları aşılar, harbe gitmeye karar verir.



Tabii bir süre sonra filmciler böyle vasıtalı nasihatlerden vaz geçip Birinci Dünya Savaşı ile doğrudan doğruya ilgilenen filmler yapmaya başladılar. Bu filmde, Jeanne D'Arc'ı Geraldine Farrar canlandırmıştı.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 10. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir