Sidney Poitier Karayip Adaları’na Dönmeye Kararlı



Kararsızdı... Huzursuzdu... Canı gülmek istemiyordu. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmeden şaşkın halde bir oraya, bir buraya gidip duruyordu. İşe boğulmuştu. Bu da onun canını çok, ama pek çok sıkıyordu. Halbuki birkaç güncük onu bambaşka bir insan yapabilirdi. Kimsenin kendisini tanımayacağı bir yere gider, içinde bulunduğu durumu, gelecek hakkındaki projelerini sakin kafayla inceler böylece de kendisine müthiş azap veren bu huzursuzluktan kurtulabilirdi. Ama nerede?... Gazeteciler de sanki zenci aktör Sidney Poitier'nin dertlerinin zihnini burgu gibi delen üzüntülerinin farkında değilmiş gibi şöyle bir soru sormuşlardı:





- «Hollywood'a mı, yoksa New York'a mı yerleşmeyi düşünüyorsunuz?»

Sidney Poitier, bu soruya, «İki şehre de yerleşmeyi düşünmüyorum» diye cevap verdi. Sonra da, bir dert ortağı bulmuş bir insan edasıyla, gazetecilere içini döktü: «Film çevirmediğim zamanlar gidip Karayip Adaları'nda oturmayı düşünüyorum. Niye mi? Çünkü New York'a gitsem, zenci vatandaşlarım beyazların mahallelerinde oturmamı yadırgayacaklar. Zaten ben de ırkdaşlarımın benim kadar rahat olmadıklarını gördükçe üzüleceğim. Hollywood'a yerleşsem, o da olmaz. Şu son birkaç yıl içinde Hollywood'da beni sevenler, bir zenci olduğumu hesaba katmadan beni aralarına alıp dertlerimle ilgilenmek, isteklerimi yerine getirmek isteyen birçok beyaz dostum var. Fakat ne yalan söyleyeyim onların arasında bile kendimi yabancı hissediyorum...»





Sidney Poitier, bugüne kadar Hollywood'da yirmi üç film çevirmiş olmasına rağmen ancak son yıllarca sinemaseverlere ismini duyurmaya başladı. Genç aktör, beyazların dünyasında, bir zencinin şöhrete ulaşmasının ne kadar zor olduğunu çok iyi bildiği için de bu durumu yadırgamıyor.

Karayip Adaları'ndan birinde sekiz çocuklu fakir bir zenci ailesinin en küçük oğlu olarak dünyaya gelen Sidney Poitier, bir zenci gazetesinde bir zenci aktör adayının arandığına dair bir ilan görünce hemen verilen adrese gitmiş ve «zenci» rolüne talip olmuştu. Ama gel gör ki, ilk oyun denemelerinden sonra filmin rejisörü: «Oğlum, sen git kendine başka bir meslek ara...» diye bağırarak kovmuş, böylece de Sidney Poitier'e hayli kabuslu geceler yaratmıştı.





O güne kadar sinema artisti olmayı aklından geçirmediği halde sırf ekmek parası için böyle bir denemeye girişen aktöre rejisörün bu sözleri çok tesir etmiş ve hemen o gün aktör olmayı kafasına koymuştu.

Sidney Poitier, macerasının bundan sonraki kısmının film şirketlerinin kapılarını aşındırmakla geçtiğini anlatıyor... Son yıllarda birdenbire yıldızının parlaması ise beyazların dünyasında yapayalnız olduğunu düşünen bu duygulu aktörü memnun etmeye kafi gelmemiş. «Nereye gitsem, ne yapsam bir türlü huzura kavuşamıyorum» diyor. «Galiba en iyisi doğup büyüdüğüm yerlere dönmek... Benim dertlerimden, sevinçlerimden anlayan insanların arasında yaşamak...»



Aktör, diğer taraftan kendisinin şöhrete ulaşmasının ilerde Hollywood'a gelecek zenci aktör adayları için iyi bir zemin olacağını, prodüktörlerin genç zenci kabiliyetlere iş vereceklerini tahmin etmektedir.

Oscar armağanını kazandıktan sonra dertleri azalacak yerde artmış olan aktör, «Her film teklifini aldığım zaman endişeyle titriyorum. Ya bu film, bana Oscar kazandıran 'Lilies of the Field' (Çayırdaki Zambaklar) kadar başarılı olmazsa diye içim içimi yiyor. Başarımın devamlı olabilmesi için de daha çok çalışmam gerektiğine inanıyorum. Fakat çeşitli güçlüklerle karşılaştıkça da maneviyatım bozuldukça bozuluyor, ümitsizliğe kapılıyorum. Hatta zaman zaman bana başka meslek seçmemi tavsiye eden rejisörün sözlerini dinlemediğime de pişman olmuyor değilim...»



Beyazların dünyasında kabiliyeti sayesinde sivrilmeyi başaran Sidney Poitier'nin en büyük şikayeti yalnızlık. Çevresindeki insanların haksızca davranışları onu ziyadesiyle üzüyor. Kısacası her şeye rağmen mutlu bir insan değil.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 43. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.