Hollywood Vanessa’ya Uğur Getirdi

Antonioni «Blow Up» isimli filminde Monica Vitti’nin yerine Vanessa Redgrave’i oynatmayı kararlaştırdığı zaman, İtalyan rejisörünün çok hatalı bir iş yaptığı ileri sürülmüştü. Birçokları Vanessa’nın yeteri kadar cazibeli bir sanatçı olmadığını, birkaç film daha çevirdikten sonra iş bulamayıp tekrar eski mesleğine, tiyatroya döneceğini söylemişlerdi. Fakat netice hiç de onların umduğu gibi olmadı. Vanessa Redgrave, rol kabiliyetinin yanı sıra cinsi cazibelerinin üstünlüğüyle de ün salmış İtalyan yıldızlarını gölgede bırakıp, dünyanın en cazibeli artistlerinden biri oldu…





Genç kadın, anavatanı İngiltere'de çevirdiği filmlerden sonra Hollywood'dan gelen tekliflere 'hayır' diyememişti. İngiliz filmcileri ise genç kadının Amerika'ya gitmesini hiç doğru bulmuyorlardı. Zira daha önceki tecrübeler, Avrupalı artistlerin Amerika'ya ayak bastıktan sonra hüviyet değiştirdiğini, eski cazip havalarını kaybettiklerini göstermişti. Vanessa'nın da Hollywood'a gidince aynı akıbete uğramayacağını kim temin edebilirdi?...

Yıldızın babası ünlü İngiliz aktörü Sir Michael Redgrave: «Kızımın Amerika'da anavatanındakinden daha büyük şöhret kazanacağından eminim. Vanessa, eşi bulunmaz bir sanatçıdır. Yenidünya'da çevireceği filmlerle bunu ispat edeceğinden hiç şüphem yok,» demişti.





Vanessa'nın yakın dostları da genç kadının Amerika'da başarı sağlamasının mümkün olduğunu düşünüyorlardı, ama tabii babası kadar iyimser değillerdi... Yıldız, iki film çevirmek üzere Amerika'ya giderken Tony Richardson'dan olan iki çocuğunu da yanına almıştı. California'da bahçeli güzel bir villa kiralamış, kızı Natasha'yı civardaki okullardan birine yerleştirmişti. Komşu evlerdeki çocuklarla Vanessa'nın çocuklarının arkadaşlık kurmaları kolay olmuş, böylece genç yıldız çocuklarının Londra'yı aramadıklarından emin, huzur içinde film çalışmalarına başlamıştı. Vanessa, Hollywood'da ilk olarak Isadora Duncan'ın hayat hikayesinden alınan filmde başrolü oynayacaktı.





Ünlü balerin Isadora Duncan'ı birçok bakımlardan kendisine benzettiğini söyleyen yıldız, bu rolüne özel bir ilgi göstermişti. Film tahminlerden çok daha başarılı oldu ve Vanessa Redgrave'in sayesinde ünlü balerin beyazperdede başarıyla canlandırıldı. Filmin tamamlandığı gün Vanessa çocuklarını alıp, dinlenmek için Londra'ya gitmeyi tasarlamıştı. Fakat Joshua Logan genç kadına «Camelot» filminde başrolü oynamasını teklif edince İngiltere yolculuğu da geri kaldı, İngiliz tarihine ait bir efsane olan Camelot’ta Vanessa, Kraliçe Quinivere'yi canlandıracak, rol arkadaşlığını ise Richard Harris yapacaktı.



Film çalışmaları hızla ilerlerken ortada eser hakkında hiç de hoşa gitmeyecek söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Fakat gerek Vanessa ve gerekse Richard Harris, rollerinde öylesine başarılıydılar ki, film, her şeye rağmen mükemmel bir eser olarak ortaya çıktı. Artık herkes Hollywood'un Vanessa'ya uğur getirdiğine inanmak zorunda kalmıştı... Genç kadın, birçok film şirketlerinden teklifler alıyor, çevirmiş olduğu filmleri herkes beğeniyordu. Artık Vanessa, Hollywood'un malı olmuştu.





Hollywood stüdyolarında Vanessa ile yaptığım röportajda ünlü yıldız, özel hayatı hakkında sorduğum soruları şu şekilde cevaplandırdı: «Tony ile ben birbirimizi seviyoruz. Fakat aynı zamanda ikimiz de hürriyete aşığız. Zorla bir başkasına bağlı kalmak ikimizin de karakterine uymuyor. Bu yüzden ayrılmayı kararlaştırdık. Fakat birbirimize dargın değiliz. Hatta birbirimizi sevmekten de vaz geçmedik. Ancak evliliğimizi feshettirdiğimiz için ikimiz de içimizde bir sorumluluk duymuyoruz. Birbirimizi özleyince de her şeyi unutup bir araya geliyoruz. Tony çocuklarını da çok seviyor.»

Vanessa'nın Hollywood'a gitmesi ve orada ümit etmediği başarıyı sağlamasıyla hem dünya sineması yeni bir şöhrete kavuşmuş oluyor, hem de Hollywood, Avrupalı yıldızların azraili hüviyetinden kurtulmuş sayılıyor.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 51. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.