Kısa Kısa




Yıllardır başarılı orkestrası ile kendine haklı bir ün yapan genç müzisyen, müzik dünyamıza eleman yetiştirip onları şöhrete ulaştırmayı adeta kendine vazife edinmiştir.

Gece kulübünün loş sahnesi renkli ışıklarla birden aydınlandı. Siyah pantolonlu, mavi-beyaz çizgili ceketli yedi kişi sahnede yerlerini aldılar. Işıkların tekrar kararmasıyla «Frenesi» adlı İspanyol melodisi başladı. Bu parça yıllardan beri İlhan Feyman’in sinyal müziğidir. Parçanın sonuna doğru mikrofona yaklaşan ünlü trompetçimiz, arkadaşlarını tanıtmaya başladı:






«Piyano, kısa zaman orkestrasını dağıtıp aramıza katılan ve yeni parçalarla tanıdığımız Yavuz Özışık… Tenor saksafoncumuzu herkes Altan Erbulak’a benzetir, ama bizce Altan’la alakası olmayan Ertuğrul Çayıroğlu… Bateri Güngör Uyguner… Solistlerimiz İtalyanca parçalarla isim yapan Alp Kut ve Kübalı şarkıcı Manolo Corrales… Basta kardeşim Alper Feyman ve ben İlhan hepinize iyi geceler dileriz. İlk şarkımız…»

İlhan Feyman bunları söylerken insanın «Şu anda orkestrada yer alan elemanlar ne zaman karşımıza birer orkestra şefi veya tanınmış show şarkıcısı olarak çıkacaklar?» diye soracağı geliyor. Buna sebep de yıllar önce Feyman’m yanında çalışan birçok ismin, bugün müstakil çalışmaları ve müzik dünyamızda onun kadar haklı birer şöhret yapmaları.






«Orkestraya geldiği gün ne kadar heyecanlıydı bilseniz. Hiç bir zaman iyi bir şey yapabileceğine inanmıyordu» veya «Kulübe gelir, mikrofona çıkmak için saatlerce yalvarırdı. Nihayet sabrımız tükenir de ona ‘pekâlâ’, derdik» diyen İlhan’ın bahsettiği isimlerin Ayla Dikmen, Tülay German, Ertan Anapa, Ergun Özer, Kanat Gür, Şevket Uğurluer, Melih Gürel, Gönül Turgut ve Ali Çetin olduğunu söylersek Feyman’dan bahsederken neden «Şöhret makinesi» veya «Özel konservatuvar» tabirlerini kulandığımızı anlarsınız.



İlhan Feyman bugünkü yedi kişilik orkestrasıyla yurdumuzdaki latin müziğinin en iyi temsilcisidir. Latin dibasından bir solistin de arkasında yer alan orkestra elemanları, ismi «Los» la başlayan birçok topluluğu aratmayacak kadar başarılıdır bu türde. Ayrıca Alp Kut’un söylediği İtalyan melodileri ve yurdumuzun en çalışkan müzisyenlerinden biri olan Yavuz Özışık’ın söylediği günün melodileri ile İlhan Feyman ve arkadaşları, geniş repertuvarlı ve repertuvarlarında yer verdikleri parçaları çok iyi bir şekilde icra eden orkestra olarak daima dikkati çekmeye devam ediyor.



ALPAY DERTLİ…

Alpay, bir ay önce Boğaz’da bir klüp açmış, ancak ruhsat almayı unutmuş ve kulübünü kapamaya mecbur olmuştu. Formaliteleri tamamlayan Alpay mikrofonuna kavuştu.



DOGU’DAN BATI’YA…

Ajda Pekkan, hafta içinde Batı Kulüp’te programa başlayarak tam yerini bulmuş oldu. «İki Yabancı» ile yaptığı süksesini «Saklambaç» ile devam ettiren Ajda, Avrupai fiziği, ve güzel sesi ile halkımızın takdirlerini topluyor.



KAYIKHANE ŞARKICISI Bu yaz İstanbulluların en çok rağbet ettikleri kulüpler Boğaz’da toplandı. Yalnız bu kulüplerin büyük derdi gece belirli bir saatten sonra hoparlörlerini kısmak zorunda kalmaları. Bu durumu gÖz önüne alan As Kulüp’ün ortağı ve orkestra şefi Ertan Anapa lokalin yan tarafındaki kayıkhaneyi dekore ettirdi.

DAĞILAN ORKESTRALAR

Bu yaz başında diğer orkestralarda sivrilmiş, iyi isim yapmış bir çok müzisyenimiz kendi adına orkestra kurarken, bazıları da topluluklarını dağıtarak başka topluluklara girmeyi tercih ediyorlar. İki belli başlı örnek de, İlhan Feyman orkestrasına giren Yavuz Özışık ile Süheyl Denizci topluluğuna katılan (resimde) Okan Akansel’dir.



AY-FERİ GELDİ AYTEN GİTTİ:

Ayten Alpman, bu yaz Süheyl Denizci Orkestrası’nda takdir toplarken, Ay-Feri de Ankara’da alkışlanıyordu. Ankara’daki işinin bitiminden sonra evvelce imzaladığı kontrata göre Boğaz’a dönen Ay-Feri’nin gelişinin ilk günü Ayten Alpman’la aralarında repertuvar yüzünden münakaşa çıktı. Alpman da kulüpten ayrıldı.






İki yıl önce müzik dünyasına folklorcular hâkim olmuştu. Amerika’da Joan Baez, Bob Dylan gibi şarkıcılar, Peter Paul and Mary gibi gruplar, Fransa’da Hugues Aufrey ve İngiltere’de Donovan bu tarz sayesinde bir anda parlayıp milyonlarca hayranı peşlerine takabilecek güce erişen isimler olmuşlardı.

Kısa zamanda şöhrete erişen, en çok satan plakları yapan bu isimlerin süksesi saman alevi gibi bir anda söndü… Yalnız içlerinden bir Joan Baez, eski süksesini korumasını bildi. Folk akımının dün olduğu gibi günümüzde de en başarılı temsilcisi olarak kalabilmeyi başardı. Makyajsız yüzü, bakımsız gibi duran ve ortadan ayırıp omuzlarına döktüğü parlak siyah saçları ve çıplak ayaklarıyla Baez elinde gitarı, eski Anadolu halk şairleri gibi diyar diyar gezmekte, savunduğu fikirleri sazı ve güçlü sesiyle halka aksettirmektedir. Kendi ifadesine göre toplumun asi bir ferdi olan Joan Baez, bu gün folklor dünyasının kraliçesi diye anılmaktadır.






Dört yüz bin liralık konser teklifini, «Orada beni anlamazlar,» diye rahatlıkla reddedebilen, buna karşılık aklına estiği zaman çeşitli hayır kurumları yararına hiç bir menfaat gözetmeden konserler düzenleyen Baez, şarkılarında genellikle fakir insanların problemlerini dile getirir.

Baez, geçen yıl bütün vergilerini zamanında tam olarak ödemiş, fakat Vietnam savaşını protesto etmek amacıyla milli savunma vergisini vermeyi reddetmişti. Bu yüzden de arabası haczedilmişti. Joan Baez, Amerika’nın en ünlü folklor şantörü Bob Dylan’ın nişanlısıdır. Birbirleriyle her bakımdan anlaşan bu çiftin tek ayrıldığı nokta, daha romantik bir yaradılışa sahip Dylan’a nazaran Baez’in sert mizacı, çeşitli sebeplerle genç adamın nişanlısına pahalı hediyeler almasına karşılık, genç kadının sevgilisini Afrika’daki bir ağacın yaprağı, Colarado vadisinden gelmiş bir kaya parçası gibi tabiattan kopmuş şeylerle hatırlamasıdır.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 30. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.