Burt Lancaster İstanbul’da İsyan Etti



Ağır adımlarla, havaalanının yolcu salonuna girdi... Kaşları çatıktı. Yüzündeki sayısız yara izleri sanki daha da derinleşmiş ve acı vermeye başlamış gibiydi! Güneş gözlüğü, bakışlarındaki dalgın ve üzgün ifadenin fark edilmesini önlüyordu, ama sesindeki kırıklık gözlerinin de pek mutlu parıltılar saçmadığını anlatmaya yetiyordu.

- «İstanbul'a bir hafta dinlenmek için gelmiştim, ama gazeteciler beni rahat bırakmadıkları için gezimi kısa kesmek zorunda kaldım. Gazeteciler oldukça ben bu şehre bir daha adım atmam.»





Sinemaseverlerin sevgilisi Burt Lancaster, Yeşilköy havaalanında, İstanbul gezisi hakkında sorulan soruları cevaplandırırken böyle diyordu. Nedense Hollywood'un ünlü aktörü, Türk gazetecileriyle pek de anlaşamamıştı...

Perdede göründüğünden daha uzun boylu, fakat daha yaşlı duran Burt Lancaster'in kıyafetine ve tavrlarına bakıp da onun bir sinema artisti olduğuna inanabilmek güç. Çevresindekilerin onu merakla süzdüklerini hiç düşünmeden dilediği gibi hareket ediyor. Kıyafetine itina etmeyi hiç bir zaman aklından geçirmediği belli.

Aktör, filmlerinde olduğu gibi kelimeleri ağzının içinde yuta yuta konuşuyor. Onun sözlerini anlayabilmek için daima dikkat kesilmek şart. O meşhur tebessümüyle gülerken meydana çıkan otuz iki dişinin takma olduğu ilk bakışta anlaşılıyor.





Hollywood'un dedikodulu hayatına hiç bir zaman karışmayan Burt Lancaster, İstanbul'da da aynı havayı devam ettirmek istemişti, ama esrarengiz davranışları, eşini «sekreterim» diye tanıtmak istemesi ve gazetecilerden kaçmaya çalışması, onun bu planını gerçekleştirmesine fırsat vermedi.

Türk sinema seyircisinin «Alkatraz Kuşçusu», «Apaş», «Profesyoneller», «Yağmurcu», «Nürnberg Duruşması», «Trapez», «Tren» gibi filmlerinden çok iyi tanıdıkları 1,90'lık Burt Lancaster İstanbul'a 20 yıllık eşi ile birlikte gelmişti. Bu ziyaret İstanbul için doğrusu tam bir «sürpriz » oldu.





KAZA VE TATİL...

Yugoslavya'da kendi hesabına Peter Faik ve genç yıldız namzedi Esther Heeron ile birlikte çevirdiği «Castle Keep» isimli filmin setinde meydana gelen oldukça büyük bir kaza Burt Lancaster'in bir zoraki tatil yapmasına sebep olmuştu. Zamansız bir patlama sonucu, büyük emeklerle inşa edilen kalenin yeniden yapılması, 800 işçinin geceli, gündüzlü çalışması ile ancak bir haftada bilebilecekti. Bu talihsiz olay Burt Lancaster ve karısı Norma Andersen için doğrusu bulunmaz bir fırsattı.





Geçtiğimiz kış aylarında Norma ve Burt Lancaster'in ayrılmaya karar verdiklerine dair haberler yayınlanmış, yabancı dergilerde aktörün eşi Norma'nın tahakkümüne dayanamayıp bu kararı verdiği açıklanmıştı. «Ses» okurlarının da hatırlayacakları gibi Norma Andersen, ünlü aktörün sinemayı meslek edinmesini sağlamış, hayatının en sıkıntılı devresinde ona destek olmuştu. Yıllar yılı Hollywood'da hiç bir dedikoduya adı karışmamış olan aktörün birdenbire eşinden ayrılmaya kalkışması da yılın bomba haberiydi... Fakat ünlü aktörün bir de torun sahibi olduktan sonra eşinden ayrılma fikrini bir kenara bırakıp onu Yugoslavya'ya getirmesi ve sonra da beraber İstanbul'a gelmesi yirmi yıllık evliliğin bozulmasına üzülenlere doğrusu rahat bir nefes aldırdı.





«BENİ RAHAT BIRAKIN...»

Burt Lancaster habersiz gelmiş olmasına rağmen, bir süre sonra peşinde gazetecileri bulmuştu. Gerçi sinirleri sağlamdı ve bu konuda de hayli tecrübeliydi, ama yine de zaman zaman feveran etmekten kendini alamadı. Atılan her adımda parlayan flaşlar, Boğaz yollarında heyecanlı takipler, kilometre ibreleri 100 rakamının hiç altına düşmeyen otomobiller ve ardı arkası gelmeyen sorular, sorular, sorular, Lancaster'in o pek meşhur tebessümünü zaman zaman soldurmaya yetti.





Ünlü aktör, İstanbul tatili sırasında iki adımda bir, ezber ödevini okuyan bir öğrenci edası ile «Rahat bırakın beni, rica ediyorum. Size yapılsa hoşunuza gider mi? Binaların damında mı dolaşayım. Daha nasıl resimlerimi çekmek istiyorsunuz? İstenileni yaptım ben, sizin için bu kadarı yetmiyor mu?» deyip duruyordu. Lancaster gerçekten de gazetecilerin istediklerini yapmış, peşini bırakacaklarına dair söz aldıktan sonra otelin holünde kısa bir basın toplantısı düzenlemişti. Fakat o da biliyordu ki iş bu kadarla bitmeyecekti... Gazeteciler her memlekette olduğu gibi peşini bırakmayacaklardı...



Burt Lancaster ve eşi Norma İstanbul' daki günlerini hayli hızla yaşadılar. Otelin küçük salonlarından birisindeki kısa basın toplantısına Lancaster tek başına geldi. Gazetecilerin çoğu politik olan sorularına büyük bir sabır ve alışkanlıkla cevap verirken, üzerinde, «Aman, bir an önce bitse de kurtulsam,» gibi bir hal vardı.





BOĞAZ'DA KOVALAMACA

Burt Lancaster basın toplantısından sonra, eşi Norma ve rehberi ile birlikte bir Boğaz gezisine çıktı. Ancak bu bir geziden çok bir kovalamaca oldu. Ünlü aktör ne yaparsa, yapsın peşindeki otomobillerden kurtulamayacağını anlamıştı. Yine de daha yolun başında arabasından inerek gazetecilerden kendisini rahat bırakmalarını istedi. Buna rağmen kovalamaca devam etti.



Bu öfke, Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı'nı gezerken daha da arttı. Hele Ayasofya Müzesi'nde, «niyet deliği» ne parmağını sokarken kendisine ne dilediğini soranlara, «Dileğim mi, gazetecilerin beni rahat bırakması,» sözleri, Burt Lancaster'in İstanbul tatilinin nasıl geçtiğini açıkça gösteriyordu.



Yıllar boyunca hele son zamanlarda İstanbul'a pek çok şöhret geldi... Burt Lancaster bunların hiç birine benzemiyordu. İstanbul'da ne bir skandal çıkardı, ne şımarıkça davranışlarda bulundu, ne Türk sinemasıyla ilgilendi, ne de İstanbul'un gece hayatına daldı. Sadece gezdi. İstanbul'u görmek sözün kısası, eşiyle birlikte bir haftalık zamanı tıpkı yabancı iki turist gibi değerlendirmekti. Ama şöhreti buna imkan vermedi. İstediği gibi tatilin tadını çıkaramadı.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 20. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir