Horst Buchholz’un İlginç Filmi




Rejisör Yves Allegret’nin anlattığı konu pek hoşuna gitmişti. Ünlü yazar Cervantes’in hayat hikayesinden sonra, ömrü kumar masalarında, Avrupa’nın turistik şehirlerinde güzel kadınlar arasında geçen ilgi çekici bir macera filminde rol almak onun için büyük bir değişiklik olacaktı. Sonra teklif edilen ücret de tepilemeyecek kadar dolgundu… Alman asıllı aktör Hors Buccholz, teferruat üzerinde fazla durmadan hemen filmi çevirmeye kabul ettiğini bildirdi… Genç aktörün Yves Allegret’nin filminde oynamayı kabul etmesinin bir sebebi daha vardı: Genç adam için hayranları bir ara «Almanların Alain Delon’u» demişler ve onu yakışıklı Fransız aktörüyle aynı seviyede görmüşlerdi…





Ama o, hayranlarının bu yakıştırmasını doğrulamak için Alain Delon'un izinden yürüyüp onun çevirdiği türdeki filmlerde rol almayı o güne kadar başaramamıştı. Şimdi ise karşısına bu idealini de gerçekleştirmesi için önemli bir fırsat çıkmıştı... Bundan en iyi şekilde faydalanacaktı...

«Johnny Banco» isimli filmin çekimine Monte Carlo kumarhanelerinden birinde başlanacaktı... Horst Buchholz, karısı Mryam Bru ve iki çocuğuyla şehre geldiği gün onları bir otele yerleştirip doğru film setine koştu... Çalışmalara başlamak için sabırsızlanıyordu... O kadar ki, rol arkadaşlarının bile kimler olduğunu henüz öğrenememişti. Yalnız «İstanbul'daki Ajan» isimli filmde beraber oynadığı Sylva Koscina'nın da kadroda bulunduğu kulağına çalınmıştı...





Horst Buchholz, filmin çevrileceği kumarhaneye geldiği vakit rejisör Yves Allegret, onu karşıladı. Yanındaki kısa boylu, çekik gözlü erkekler tanıştırdı: «Filmde önemli rollerden birini oynayan Chin-Min Tsu» dedi. «Unutmadan size şunu hatırlatayım, Mösyö Buchholz, bu filmde hemen her ülkeden sanatçı oynayacak. Rol arkadaşlarınızla anlaşabilmeniz için yanınıza birkaç dilden lügat almanız gerekebilir...»





Rejisör doğru söylüyordu. Filmde yedi Fransız, üç Alman, üç İtalyan, iki İspanyol, bir Çinli ve bir de İngiliz rol alacaktı... Horst Buchholz başrolde oynadığına göre, hepsiyle tanışmak ve kamera karşısında rol arkadaşlığı yapmak zorunda kalacaktı... Genç aktör, rejisörün tavsiyesine uyup bir kitapçıya koştu, turistler için hazırlanmış sözlüklerden birkaç tane satın aldı... Artık geceleri de yorgun argın otele dönünce bol bol kelime ezberleyip rol arkadaşlarıyla anlaşmanın imkanların aramaya bakacaktı.





Set, Horst Buchholz için bir yabancılar lejyonundan farksızdı. Film çalışmalarının başladığı gün, karşısına çıkan orta boylu, zayıf erkeğin bir Fransız olabileceğini düşünerek, ona Fransızca hitap etmiş, karşısındaki adam «Bitte?» diye Almanca karşılık verince ikisi de kahkahalarını zapt edememişti. Buchholz, bir memleketlisini bulduğu için sevinci sonsuzdu. Fakat öğle yemeğinde karışıklıklar tekrar başladı... Aktör, İspanyol zannettiği kadın artistin İngiliz olduğunu öğrenince konuşmasını İspanyolcadan İngilizceye çevirdi.



İngiliz zannettiğinin Fransız olduğunu anlayınca şaşkınlıktan nasıl konuşacağını bilemedi ve akşama kadar İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca konuşacağım diye kendini öylesine yordu ki, akşam otelde karısı Mriam Bru'yla karşılaşınca, ağzını açıp da bir tek kelime bile söyleyemedi. Sadece birtakım el, kol işaretleri yaptı ve hemen kendini yatağa attı... Rol arkadaşlarıyla dostluk kurmaya çalışırken beyni düğümlenmiş, ana dilini unutacak raddelere gelmişti. Neden sonra biraz açılıp da karısına durumu anlatabilen Horst Buchholz onunla geç vakitlere kadar Babil Kulesini andıran film seti üzerinde konuştular. Ertesi gün, film setinde taş çatlasa Almancadan başka dilde konuşmamaya yemin eden aktör ancak bu kararı verdikten sonra rahat bir uyku uyuyabildi.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 40. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.