Kaynanasından Yusuf Sezgin’e Cevap




Telefon çaldı. Adımızı söylediler. Neriman Güneri’ydi arayan. Merhaba demeden siteme başladı.

– «Aşkolsun size! On beş yıllık dostumsunuz. Yusuf’un laflarım yazmışsınız. Eğer ben ağzımı açarsam Yusuf’un hayatı yıkılır… Nasıl askerlik yapıyor, nasıl rapor alıyor, karısına nasıl…»

Anlattıkça anlatıyordu.

Pazartesi günü, Kodaman Caddesindeki Orkide apartmanına gittik. Zemin katta, arka tarafta, öğretmen «Mes’adet Hanım» dediği arkadaşıyla oturuyor. Kızıyla oturduğu evden kalan mobilyaları da buraya nakletmiş. Sigara üstüne sigara yakıyor.

– «Nasılsınız?» demeden yine Neriman Hanım, açtı ağzını yumdu gözünü nefes almadan, nokta, virgül koymadan, oradan buradan, karmakarışık anlatmaya başladı:






– «Bakın sizin SES mecmuasında şu Yusuf’un söylediklerine… Ben şimdiye kadar Selma’nın şerefi ve meslek itibarı için susuyordum. Ama artık efkarı umumiyeye açıklıyorum: Yusuf’u mahkemeye vereceğim. Söylediği bu sözler bana hakarettir. Şimdiye kadar Lütfü gelsin, Lütfü gelsin diyordum. Geldi, ama cenazesi geldi. Ben yıkıldım, mahvoldum. Bundan fazla da sabredemem artık. Benim kızımı kandırdı, aldı Yusuf… Ben namus belası sustum. Bir şey demedim. Küçük kız… Tecrübesi yok… Onunla paldır küldür evleniverdi. Ne oldu? Eski Selma söndü! Her filim başına 15- 20 000 lira teklif edenler, Antalya Festivali’ni kazandıktan sonra peşinde koşanlar Selma’nın yüzüne bile bakmaz oldular. Neden? Çünkü yerli sinemada evlenen kadın ölür. Selma’ya bir tek rol için yalvaranlara Yusuf evlendikten sonra haber gönderiyor:






– «Bana 7.500, Selma’ya da 5.000 versinler. İkimiz on iki buçuğa oynayalım!» diyormuş. Para hırsı yüzünden kızımın sinema piyasasındaki fiyatını düşürdükçe düşürdü. Ben de baktım olmayacak. bu gidiş; kızı okuyucu yaptım. Zaten sesinin güzel olduğunu biliyorum. Ders aldırdım, çalıştırdım; Burhan Atakan ile Japon Bahçesinin sahibi şurada tam 30 000 lirayı, gazete kağıdından yapılmış pakete sarıp verdiler. Selma imzayı attı., ama yine Yusuf paralan kaptı. Ben Selma’nın ev almasını istiyordum. ‘Kızım bu paralan bir apartman katı için bankaya yatır, kendi hesabına,’ dedim. Kızım Yusuf’un kuklası olmuş, ondan korkuyor. Bir şey diyemiyor. Yusuf paralan aldı, uçağa atladığı gibi Ankara’ya gitti. Yusuf askerlik yapmıyor ki. Her gün Ankara’daki otelden Japon Bahçesine Japon Bahçesinden otele, Selma’nın bavullarını taşıyor. Sahne gerisinde karısını bekliyor. Karısının parasızı yiyor. Bizi bırakıp askere gittiği zaman biz Selma ile parasız kalıp dolmuşlara ulanarak bindik. Ama o sıralarda Yusuf, Amasya’dan kaçıp Ankaralarda para yiyordu…






Eğer Lütfü Amerika’dan sağ salim gelseydi işe el kovacaktı. Ama olmadı. Selma babasının sözünü dinler. Onunla sahneye beraber çıkacaklar, kendi hesabına film çevireceklerdi. Lütfü Amerika’da para biriktirdiğini söylemişti. Oranın kanunlarına göre Selma şimdi sigorta parası, yarım milyondan başka, babasının biriktirdiği paralara da ortak olacak. Ama, Lütfü’nün babasına, annesine ve bana da mirası kalırmış… Şimdi Yusuf o mirasa da göz dikti. Zaten Lütfü’nün ölümüne Selma’yı sahneye çıkartan, şarkı söyleten Japon Bahçesinin sahipleri değil, Yusuf’tur. Cenazesi gömüldüğü sırada, daha mezarlıkta bana:






– «Selma bu gece çıkmayacak, ama yarın akşam şarkı söyleyecek!» dedi. Fakat, bahçe sahipleri: «Siz ne kadar isterseniz o kadar izin veririz. Biz babası ölmüş kızı sahneye, para kazanmak uğruna, çıkartmayız» demişlerdi. Her gece Selma 1.000 lira alıyor ya? Yusuf 1.000 lira kaybetmeyeyim diye Selma’yı zorla çıkarıyor. Filimde oynatıyor, parasını alıyor… Yusuf kadar paraya tapan adam ben dünyada görmedim. Eğer Selma sahneye çıkmasaydı bugün hiç bir yerden para kazanamayacaktı. O zaman da Yusuf hemen boşayacaktı. Adam, damat değil, sanki organizatör, menajer… En fazla, ‘80.000 lira verdim, her ay da 1.000 lira gönderiyorum’ demesine kızdım. İşte bonoları… Hiç birini tahsil etmedim. Yusuf’un karakterini iyice öğrenmek için bekliyordum. Hele böyle nankörlük etmeseydi askerden döner dönmez:






– «Al oğlum, sana düğün hediyesi!» diyecektim. Ama, Yusuf umduğum gibi çıkmadı. Şimdi avukatıma telefon ettim. Hem icraya verip bonoları tahsil ettireceğim. Hem de benim aleyhimde söylediği bu sözlerden dolayı dava edeceğim. Lütfü’nün cenazesi için para lazım olmuştu. Oradan tabutun getirilmesi için… Yusuf’tan istedik. Kendim de elimde, avucumda olanı vermiştim. Yusuf:

– «Amerika’da gömülsün… Zaten orada yaşamış, orada ölmüş…» dedi.



Selma’ya «Kız babanın cenazesini getirtmezsen senin seyirci gözünde on paralık itibarın kalmaz, kimse seni dinlemeye gelmez. Sanat hayatın mahvolur!» dedim de Yusuf bundan korktu paraları gönderdi… Nasıl olsa mirası, sigorta parasını Selma alacak. Yusuf da onun elinden hepsini alır, hemen kendi hesabına bankaya yatıracak… Kızımı sağmal inek gibi sağıyor. O da ağzım açıp bir kelime söylemiyor. Büyülemiş galiba kızımı?… Ben onu bu boya kadar getirene kadar neler çektim, siz bilirsiniz… Biz babasının ölüsünü nasıl getirteceğimizi, büyük oğlum Çetin İnöntepe, Selma, ben, Mes’adet Hanım konuşur ağlaşırken Yusuf:






– «Benim burada plağım vardı, ne oldu?» demesin mi?»

Bunu duyan Mes’adet Hanım dayanamadı:

– Yusuf Bey, şu anda burada sekiz liralık plak düşünülür mü?» diye azarladı. Selma’ya:

Bütün bunları, hakikatin ne olduğunu efkarı umumiye bilsin, diye anlatıyorum. Ben gençlerin saadetinde gözü olan, kötü kaynana örneği değilim. Kızım kiminle mesut olursa onunla yaşasın, parası da pulu da onun olsun. Benim yiyecek ekmeğim, bana bakacak insanlar hamdolsun var. İki oğlum da aslan gibi… Ama, Selma’nın ileride Yusuf’tan ayrılacağına, Yusuf’un da Selma’ya ancak para kazandığı müddetçe bakacağına inanıyorum…»

Neriman Sayan Güneri tekrar ağlamaya başlamıştı. Biraz daha bekledik ve evden çıktık…

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 30. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.