Sema Özcan İddialı

Yeşilçam, Türkiye’nin en dedikodulu muhitidir. Yeryüzünde hiç bir haber ajansı Yeşilçam kadar hızlı çalışamaz! En ufağından en büyüğüne kadar yerli sinema ile ilgili bütün haberler, jetleri yaya bırakacak bir hızla kulaktan kulağa geçer, dilden dile ulaşır, yayılıp gider… Geçen haftanın son gününde de bütün diller, bütün kulaklar Sema Özcan için çalıştı. Söylentilere göre Sema Özcan Kadın Kasabı adlı korku filmini bitirdikten sonra devamlı olarak sinir krizleri geçiriyordu. Sema Özcan’ı yakından tanıdığımız, onun olayları hep mantık süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirdiğini çok iyi bildiğimiz için önce bu habere pek inanmadık. Ama sonunda «Bütün dünyada aşık rolüne çıkan rol arkadaşları birbirlerine aşık olmuyorlar mı? Neden Sema da korku filminden sonra sinir krizi geçirmesin?» dedik ve onun Esentepe’deki evinin yolunu tuttuk.





Kapıyı bize Sema açtı... «Hoş geldiniz» derken merakla yüzüne baktık. Pek sinir krizi geçirmişe benzemiyordu. Ama biz gene de «Geçmiş olsun» dedik. Gülerek «Hele içeri geçin. Bu konuyu bol bol konuşuruz,» dedi. Hep birlikte oturma odasına girdik. Odada korku filminin rejisörü İlhan Engin'le kameramanı Memduh Yükman da vardı. Sema içeriye girince İlhan Engin'le konuştuk ve onun da bu söylentiler üzerine baş artistine «geçmiş olsun» a geldiğini öğrendik. Tam bu sırada elinde çay bardaklarıyla dolu bir tepsi olduğu halde Sema Özcan yanımıza geldi ve çaylarımızı içerken konuşmaya başladı:





- «Sabahtan beri telefona cevap veriyorum. Nereden çıktıysa çıkmış, ortalığı bir 'Sema Özcan sinir krizi geçiriyor' havadisi kaplamış. Sebep de son çevirdiğim film.»

Tam sözünün burasında İlhan Engin'e «Bütün bunlara siz sebep oldunuz,» der gibi baktı ve devam etti:

- «Evet, bir korku filmi çevirdim. İşte rejisörü, işte kameramanı. Her gün sette rol arkadaşlarım yüzlerine maske takıp karşıma geçiyorlardı... Seyirci filmin başından sonuna kadar maskelerle, film hileleri ile, ışıklarla kasten 'korkunç' hale getirilmiş birtakım tipler görecek, ama ben bütün bunların nasıl olduğunu bile bile nasıl sinir krizi geçiririm? Mantığa sığar mı bu?...»



Her zamanki gibi kelimeleri seçerek konuşuyor. Ölçülü, kendinden emin ve rahat. Bazı kelimelerin üstüne basıyor. Sözlerinin tesirini kendisi de bildiğinden olacak, el, kol hareketlerinden medet ummadan anlatıyor:

- «Yıllarca tiyatroda oynadım. Aslında tiyatroda sinemadan daha fazla konsantre oluyor insan... Çünkü rolünüzde bir devamlılık var. Sinemadaki gibi üç, beş dakikada bir kesmeyip devamlı oynuyorsunuz... Orada bir şey olmayacak, bugüne kadar sinemada da bir şey olmayacak ve ben son filmimdeki tiplerden korkup yataklara düşeceğim... Olur mu böyle şey?...»





Tam o sırada rejisör İlhan Engin söze karıştı:

- «Filmin finalini çektiğimiz zaman Sema biraz tuhaf olmuştu. Bu sabah ben de söylentileri duyunca merakla evine koştum ve ona geçmiş olsun demek istedim. Sizin de gördüğünüz gibi Sema Hanımın hiç bir şeyi yok.»

- «Final sahnesinde ne olmuştu?»

O sırada odaya giren Sema Özcan da sorumuzu duymuştu. Bu sorunun cevabını bizzat kendisi verdi:



- «O gün bir kırıklığım vardı üzerimde. Ateşim de 37,5'tu, ama buna rağmen, iş aksamasın diye sete gittim. Hava da inadına soğuktu. Bunlar yetmezmiş gibi, bütün günü de ayakta geçirdik. Onun için akşam setten çok bitkin ayrıldım. Her halde söylentilerin kaynağı bu olacak...»

Sema Özcan, Esentepe'de «Gazeteciler Mahallesi» ndeki evinde, temiz, titiz bir ev sahipliği yapıyor ve anlatıyor:



- «Bu Kadın Kasabını çevirdikten sonra kısmetim açıldı. Yanlış anlamayın, evlenme bahsinde değil, film teklifi alma konusunda, birçok firmalar telefon etmeye başladı; yeni filmler teklif ettiler. Eskiden, aldırış etmiyordum. Ama, artık kendimi tamamen sinemaya verdim. Tiyatroyu bıraktım. Bol bol film çevireceğim.»

Biraz daha konuştuktan sonra evden ayrıldık. Bizi uğurlarken gülerek: «Sinirlerim sapasağlam...» diyordu.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 4. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.