Yarının Yıldızları



SES Sinema Artisti Yarışmalarının beşincisinin ikinci elemesi 10 ve 17 şubat cumartesi günü SES mecmuası idarehanesinde yapıldı. 196S SES Sinema Artisti Yarışması’na katılan 2011 kız ve 5318 erkek yarışmacı içinden fotoğraf elemesini kazanan 279 erkek ve 144 kız, 16 kişilik Büyük Jüri’nin karşısına çıktı. Reflektörlerle aydınlatılan salonda jürinin önünden geçenlerin çoğu büyük heyecan içindeydi. Sabah 10’da başlayan «canlı eleme» akşam 17.30’a kadar devam etti. Neticede erkek adaylardan 25, kızlardan 35 kişi kamera karşısına çıkmaya ve tecrübe filminde oynamaya hak kazandı.





Mektup, mektup, mektup... Ses mecmuası ananevi «Sinema Artisti Yarışması»nı yapacağını ilân eder etmez SES idarehanesine bir mektup yağmurudur başladı... İlk gelen mektuplar gerçekten çok ilgi çekiciydi. Kimi, «Siz beni şimdiden, peşin peşin kaydedin, ben her hafta bir kupon yollarım» diyor, kimi de bir hafta sabredememiş olacak ki «Şartlarınız nelerdir?» diye soruyordu. Bu arada hemen hemen aynı günlerde başlayan 'plak dağıtımı’ da bir taraftan gelen mektupların sayısını çoğaltırken diğer taraftan da birçok karışıklıklara sebep oluyordu.





Meselâ bazı okuyucularımız aynı zarfın içine hem plak kuponlarını, hem de yarışma kuponlarını koyup tek zarfla yolluyor, bazıları ise plak kuponlarıyla sinema artisti yarışmasına iştirak ediyordu. SES mecmuasından Sezai Solelli, Erdoğan Sevgin, Enis Olcayto ile rejisör Baha Gelenbevi, senarist Sadık Şendil ve yarışmaya katılan 11 film şirketinin temsilcilerinden kurulan «Büyük Jüri»nin kendi arasından seçtiği «Tertip Komitesi» bir taraftan yarışmanın organizasyonu ile meşgul olurken diğer taraftan da bu tür yanlışlıklara önüne geçmeye çalıştı. Nihayet gelen binlerce mektup ayıklandı, kuponu, resmi, istenen bilgileri tam olan zarflar bir kenara ayrıldı ve jüri fotoğraflarla yapılacak ilk elemeye çağrıldı.





ELEK ÜSTÜNDE KALANLAR...

İlk elemeyi yapacak «Büyük Jüri» uzun bir masa etrafında toplandığı zaman içi mektup dolu ağzı mühürlü kutular açıldı ve içindeki mektuplar tek tek elden geçirilerek inceden inceye tetkik edildi. 2.011'i kız, 5.318'i erkek olmak üzere tam 7.329 mektup her jüri üyesi tarafından bir bir elden geçti. Her mektup sahibinin üzerinde duruldu, uzun uzun konuşuldu, tartışıldı. İstisnasız bütün jüri üyeleri ellerine aldıkları her resim üzerinde ciddiyetle duruyorlardı. Onların iki dudaklarının arasından çıkacak bir sözle Türk sineması çok kıymetli bir artist kazanma fırsatını heba edebilir veya layık olmayan birine bu paye verilebilirdi. Nihayet jüri ilk eleme sonuçlarını açıkladı. 144 kız ve 279 erkek yarışmacı 'Sinema artistliğine giden garantili yol' üzerinde ilk adımlarını atmışlar ve ikinci elemeye katılmaya hak kazanmışlardı. Şimdi bu 423 genç kız ve erkek, SES mecmuası idarehanesinde tek tek büyük jürinin önünden geçeceklerdi.







ZARFLAR ÖC ALIYOR...

Bu netice alındıktan sonra dergide hummalı bir faaliyettir başladı... İkinci eleme için kazananlara mektuplar yazıldı, imzalandı, zarfların içine kondu, kapatıldı, pulları yapıştırıldı ve nihayet postaya verildi. Bu altı hareketin tam 423 defa tekrarlandığım düşünürseniz zarfların jüriden nasıl öç aldıklarını (!) anlarsınız. Bütün jüri üyeleri daha bunun yorgunluğunu atamadan heyecanla beklenen o tarihi cumartesi günü geldi çattı... İlk cumartesi erkek yarışmacılara ayrılmıştı.





ÖNCE ERKEKLERLER...

Mektuplarla sabahleyin davet edilenler 120 kişiydi. Gelenler bekleme salonunda numaralarını öğreniyorlar ve onar kişilik gruplar halinde jürinin karşısına geliyorlardı... Kendilerine şöhret ve servet yolunu açacak 16 kişilik jürinin sorularını cevaplandırırken çoğu heyecanlıydı. İçlerinde rengi sapsan olanlar, konuşurken kekeleyip şaşıranlar çoğunluktaydı, fakat jüri büyük bir anlayışla her müsabıkın yaşını, öğrenim durumunu, bugüne kadar bir sinema veyahut da tiyatro tecrübesinden geçip geçmediğini, herhangi bir yabancı dil bilip bilmediğini öğrendi. Bunlar genel sorulardı, arada jüri üyeleri karşılarındaki yarışmacılara özel mahiyette sorular da soruyorlardı. Nihayet öğle paydosu verildi ve değerlendirmeye geçildi.





16 kişilik jüri her yarışmacıya on üzerinden puan vermişlerdi. Üzerinde notlar olan cetvelleri imzaladıktan sonra «Tertip Komitesine» verdiler. Tertip Komitesi bu notların dökümünü yaptı ve 60'ın üzerinde puan toplayan yarışmacıları «yan finalist» olarak ayırdı.

Öğleden sonra saat 14.30'da yarışmaya tekrar devam edildi. Ve saat akşamın 17.30'unda erkeklerin yarışması sona erdi. Büyük jüri 279 erkeği teker teker görmüş ve bunların içinden 25'ini yarı finalist olarak ayırmıştı. Bu yarı finalistlerin tecrübe filmleri çekilecek ve içlerinden on kişi «1968 SES Sinema Artisti Yarışması»nın finalistleri unvanını alacaktı. Tecrübe filmleri seyredildikten sonra finalistlerin içinden 1 birinci, 1 ikinci ve 1 de üçüncü seçilecekti.





VE SONRA DA KIZLAR

144 kız yarışmacının katıldığı ikinci cumartesi ilkinden iki büyük farkla ayrılıyordu. Jüri, kadınların erkekler gibi olmadığını düşünerek onları erkekler gibi saat 9'da değil 10'da görmeyi kararlaştırmıştı. Arada kalan zaman zarfında yarışmacılar berber derdini hallederler diye düşünülmüştü. Ama olmadı, kız yarışmacılar sevimli kaprislerinden feragat edemediler ve büyük bir çoğunlukla geç kaldılar. Bu yüzden mesela saat üçü on geçe jüri karşısına çıkmayan müsabık kalmadığı halde yarışma bitirilmedi ve bunda da çok isabet edildi. Yirmi dakika sonra iki genç hanım koşa koşa gelip yarışmaya dahil oldu. Kızları erkeklerden ayıran ikinci bir fark da beraberlerinde mutlaka bir refakatçi getirmeleriydi.



Erkek yarışmacılar genel olarak yalnız gelmişlerdi. İçlerinden birisine babası, birisine sözlüsü, ikisine de nişanlısı refakat ediyordu. Buna karşılık kızlar genel olarak çift geldiler. Yanlarında çoğunlukla anneleri veya teyzeleri bulunuyordu. Dördü nişanlısı, ikisi ise eşi ile gelmişti. Mamafih rekoru İstanbullu bir müsabık kırdı. Yanında bütün ev halkı vardı. Annesi, babası, teyzesi, ninesi, ikisi kız biri erkek üç kardeşi... Bunun yanı sıra erkeklerin jüri karşısındaki tutumları ile kızlarınki arasında da önemli farklar vardı.





Nedense kapıdaki bekleyiş anında erkeklerden daha ölçülü, daha cesur olan kızlar içerde (her şeyi kapıda bırakmışçasına) bambaşka bir hüviyete bürünüyorlardı. Bütün jüri üyeleri müsabıklara çeşitli sorular sorarken Hüsnü Cantürk bilâistisna hepsini teker teker güldürdü. Her yarışmacıyı yarına çağırıyor ve gülmesini istiyordu. Kimi kızardı, kimi şaşırdı, kimi 'tebessüm' niyetine dişlerini gösterdi... Herkes Cantürk'ün bu 'güldürme tutkusu'nun sebebini araştırdı ve sonunda iş anlaşıldı. Bir ara jüri oda sına İsmail Dümbüllü girince Cantürk şöyle sandalyesinde geriye doğru yaslanıp gevrek gevrek güldü, onu gören bir üye de lafı patlattı:

— «Yahu Cantürk, sabahtan beri kopya çekiyormuş. Kızları güldürdü, güldürdü, sonunda en beğendiği gülüşü çalıp kaşla, göz arasında Dümbüllü'ye sundu.»





SONUÇ...

Yel üfürmedi, su götürmedi, hepsi sebepli, hepsi bilinçli olarak 423 yarışmacıdan 25 erkek, 35 kız diğerlerinden ayrıldı. Gidenler de kalanlar kadar tahsilli, bilgili, kültürlü, güzel ve yakışıklıydılar. Yalnız berikiler jürinin aradığı niteliklere daha yakındılar, hepsi o kadar. İkinci cumartesi günü akşamı finale kalanlar öncekinden daha büyük bir heyecanla sinema kamerası karşısında yapılacak elemeyi beklerken diğerleri buraya kadar gelip de artistliğin eşiğinden dönmenin acısını yüreklerinde, taşıyarak fakat bizzat görüp yaşadıkları yarışmanın hak ve ciddiyetinden zerrece şüphe etmeksizin evlerinin yolunu tuttukları zaman jüri üyeleri de gelecek hafta Acar Film Stüdyosunda buluşmak üzere SES idarehanesini terk ediyordu.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 9. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.