Aliye Rona Karar Veremiyor




Son Antalya Film Festivalinde en başarılı kadın karakter oyuncusu seçilen Aliye Rona bugünlerde dertli ve düşünceli… Derdi, iki defa Altın Portakal aldığı Antalya Film Festivaline çağırılmamak!…

– «Tunus’taki Kartaca Festivaline Habip Burgiba beni ve Metin Erksan’ı özel olarak davet etti. Gittik; orada en lüks otellerde, tam 10 gün krallar, kraliçeler gibi yaşadık. Antalya’da da iki defa armağan verdiler. Ne olurdu, bir defa da davet etselerdi? İki altın portakalımı da başkaları benim namıma aldı. Armağan kazanmak iyi, ama onu bizzat almak da zevkli bir şey olsa gerek? Neyse, çağıran da sağ olsun, çağırmayan da…»






Büfenin üzerinde iki Altın Portakal’ın yanında Aliye Rona’ya 1954’de bir sanat derneğinin, 1962’de de bir gazetenin verdiği armağanlar duruyor. Neyse ki diğer iki armağanı «bizzat» almış.

Bir ara gözümüz eline takıldı. Sağ elindeki alyansa takıldı.

– «Hayrola,» diyecek olduk.

– «Nişanlandım!» cevabını verdi Aliye Rona.



Ama bu konuda pek konuşmak istemedi. Buna rağmen Nişanlısının Bursalı bir çiftlik sahibi ve halen biri Avrupa’da, okuyan, iki erkek çocuk babası olduğunu öğrendik. Müstakbel damadın evlenmek için de bir şartı vardı.

– «Damat beyin şartı nedir?»

– «Sinemayı, tiyatroyu bırakmamı istiyor…»

– «Kabul edecek misiniz?»






– «Zaten bugünlerde tek düşüncem de bu. Bir bırakıp gideyim diyorum. Yeşilçam’ın girdabından böylelikle kurtulmuş olurum. Sonra çalışma, para kazanma alışkanlığım aklıma geliyor; cayıyorum… Ondan bir ay müsaade istedim. Şu anda ne yapacağımı ben de bilmiyorum…»

Sinemamızda hep karakter oyuncularının çok az para aldığından şikayet edilir. Hazır yeri gelmişken Aliye Rona’nın da filmlerde «ne aldığını» soralım dedik.






– «Yevmiyeyle çalışırsam günlüğüm 1.000 lira. Sabah 7’den akşam 19’a kadar. Eğer o günün gecesi de çalışacaksam 1.500 alırım. İstanbul dışı için bugüne kadar ücretim 10.000 liraydı. Bundan sonra film başına 20.000 lira vermezlerse İstanbul dışına adımımı atmam.» dedi.

Tabii, Antalya’da bir daha armağan kazanırsa ve davet gelirse iş değişir.



Aliye Rona’nın büyük bir isteği de salon kadınını perdede tam anlamıyla canlandırmak.

Bugüne kadar bütün «büyük» rollerinde hep köylü, veya «az gelişmiş şehirli» tiplerini canlandırmış olmasından, şikayetçi. Ama bu konuda prodüktörlere kızmaya pek hakkı yok. Bu biraz tip, biraz şans meselesi. Rejisörler onu hep «çiftlikli» filmlerde oynatıyorlar. Baksanıza kısmet bile çiftliklerden geliyor…

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 27. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.