Ediz Hun ve Sema Özcan Evlendi




Heybeliada’dayız. «Sevda» filminin finali burada çekilecek. Filmin konusu kısaca şöyle: Bir deniz teğmeni ile zengin bir ailenin kızı birbirlerine aşık olurlar. Kızın babası, kızını ticari başarılarının bir aleti olarak gördüğü için, iki sevgilinin arasını açar; kızını, sevmediği bir adama vermek ister. Kız, üzüntüden verem olur. Tedavi için İsviçre’ye gider. Teğmen de peşinden… Orada birbirlerinin olurlar. Bir buçuk yıl sonra memlekete dönerler. Evlenirler ve film «Belki yaşamak, belki ölmek. Bu kadere giden yoldur» yazısını göstererek sona erer.

Bize hikayeyi anlatan rejisör Selahattin Burçkin:

– «Konuyu Turan Aziz Beler’in aynı adlı romanından aldık. Bilhassa final gayet ilgi çekici. Kız hastadır, belki ölecek, belki yaşayacak… Artık her seyirci kendine göre bir son bulur filme.»





«Sevda» filminin en enteresan yanı birbirleriyle sevişen romandaki aşıkların Ediz Hun'la Sema Özcan tarafından canlandırılması. Gerçek hayatta «yakınlıkları» bilinen Ediz'le Sema'nın bu filmdeki rollerini «duyarak» oynadıkları her hallerinden belli oluyor. Filmin sonunda evlenen sevgililerin, deniz subaylarının kılıçlarıyla hazırladıkları Tak'ın altından geçme sahnesi çevrikken verilen bir fasıladan faydalanıp ikisinin yanına yaklaştık ve 'bu düğün sahnesinden' neler hissettiklerini sorduk. Sema Özcan sorumuzu tatlı tatlı gülerek karşılarken Ediz Hun:

- «Biz her şeyden önce sinema oyuncusuyuz. Rolümüz neyi gerektiriyorsa onu yaparız. Hem bu, Sema ile bizim ilk evlenmemiz değil ki! 'Allahaısmarladık' ta evlendik, 'Beş Fındıkçı Gelin'de evlendik...» dedi. Birden bizi dinleyen Sema Özcan söze karıştı.





- «'Ömrümce Ağladım da evlendik.»

Ediz devam etti:

- «Bu, dördüncü oluyor. Ama Sema ile, filmde bile olsa evlenmek güzel şey...»

Bir süre daha konuşmaya çalıştık. Çalıştık diyoruz, çünkü birbirleriyle oldukları zaman ikisiyle de tek konuşmanın imkanı yok. Konuşma ister istemez «üçlü» oluveriyor. Mesela Ediz'le konuşmaya başlıyorsunuz. Ediz bir müddet anlatıyor, sonra Sema'ya dönüp:

- «Değil mi Sema? Sen ne düşünüyorsun?» diyor. Başlıyor Sema 'düşündüğünü' anlatmaya. Arada Ediz bir şeye müdahale ediyor, derken siz bir köşede unutulup gidiyorsunuz. Göz göze bir konuşma uzayıp gidiyor. Neden sonra ikisinden birinin aklına gelip de:





- «Aaaa... Affedersiniz. Birden daldık» diyecek de siz tekrar lafa karışıp bir şeyler öğrenebileceksiniz...

Zaten settekiler de konuşmamızı yarıda kestiler. Tekrar çekime geçildi. Bir prova, olmadı; tekrar derken iş uzadıkça uzadı. Nihayet ışıkların değiştirilmesi için verilen kısa bir dinlenmeden istifade eden Sema Özcan yanımıza geldi ve:

- «Off! Yorgunluktan bittim vallahi!» diye kendini koltuğa attı. Onun bu pozunu tespit eden foto muhabiri:

- «Durun bakalım Sema Hanım» dedi. «Bu, işin daha provası. Siz asıl gerçek düğününüzde yorulacaksınız.»





Sema Özcan 'öyle yorgunluğa can kurban' der gibilerden güldü. O sırada bir ses duyuldu...

- «Sema Hanımı telefondan istiyorlar...»

Sema daha ayağa bile kalkmamıştı ki, kimden çıktığı belli olmayan bir espri duyuldu:

- «Burada yok, balayına gitti dersiniz.»

Nihayet filmin çevrilmesi bitti. Hep beraber vapura bindik.

Köprüye kadar belli etmeden, göz ucuyla ikisini tetkik ettik. Arada bir, kendileri bile farkında olmadan 'el ele' oluveriyorlardı. Hafifçe esmeye başlayan bir rüzgar ikisini de karşılıklı «sevgi» gösterilerine itiyordu.



- «Üşüyor musun?»

- «Hayır, ya sen?»

Ediz Hun - Sema Özcan çifti filmlerde bugüne kadar dört defa evlendiler. Ediz Hun, yerli sinemanın en tutulan jönlerinden biridir. Sema Özcan ise bilindiği gibi İstanbul'un en «güçlü» tiyatrolarından birinden sinemaya geçti. Bize öyle gelir ki, bu dört evlilik provası iki artist için de kafidir. Ve artık çekime geçilebilir... Kendileri de bunun farkında... Şöyle yavaştan, etrafa hiç belli etmeden gerçek bir evlilik sahnesinde oynamak için hazırlanıyorlar.

Bir nikah memurunun ikisini karşısına alıp «motor» diyeceği günler uzak olmasa gerek.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 41. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.