Hayati Hamzaoğlu’nun Özel Hayatı




1961 yılı yaz ayları… Tünelden Galatasaray’a çıkan kalabalık içinde uzun boylu, sert hatlı, yakışıklı bir erkek dikkati çekiyor. Yoldan geçenler, onu bir iki filimde önemsiz rollerde gördüklerini hatırlıyorlar. İstiklal caddesini dolduran kalabalık içinde onu tanıyan birkaç kişi daha çıkıyor ama onlar için Hayati adındaki genç adam artist değil kuyumcudur. Ya nişan yüzüklerini ondan almışlardır, ya bileziklerini…

Hayati bir vitrini seyretmek için duruyor ve işte ne olduysa o zaman oluyor. Gözleri cama akseden bir genç kız siluetine takılmıştır. Dönüyor. Kız onun ısrarlı bakışlarından sıkılmıştır. Vitrin seyretmeyi bırakıp hızlı adımlarla Taksim istikametinde yürümeye başlıyor. Hayati onu Taksim durağına kadar takip ediyor ama kızı kaybediyor.





Aradan tam 1 yıl geçmiştir. Hayati Hamzaoğlu ilk başrolünü oynuyor. «Ölüm Kayalıkları» adlı filimde başrolü «gangster» Necdet Elmas’ın nişanlısı Sabahat Yaş’la paylaşıyor. Filimde oynayan bir kız, yazıhaneye «meraklı» bir arkadaşını getiriyor. Hayati Hamzaoğlu o ana kadar dikkat etmediği kıza bakıyor. Bir de ne görsün? Bir yıl evvel taa Galatasaray’dan Taksim’e kadar takip ettiği kız değil mi?

Yazıhaneden üçü birlikte çıkıyorlar. Yolda Hayati iki kıza Boğaz’a gitmeyi teklif ediyor. Gün tespit edip ayrılıyorlar. Randevu günü Engin Hanım 39 derece ateşi olmasına rağmen geliyor… Ve iki genç, iki yıllık bir arkadaşlık devresinden sonra evleniyorlar.





Hayati Hamzaoğlu’nun nikahının hikayesi bundan daha ilgi çekici… Hayati 2 yıl flört ettiği kıza evlenme teklif etmekten korkuyor. Kaç defa niyetleniyor, ama hep son anda cayıyor. Bir gün birlikte Florya’ya gidiyorlar. Hayati oradaki kamping de bir çadır kiralamış. Onun önünde oturuyorlar. Sağdan soldan konuşurlarken Hayati birden gözünü karartıp damdan düşercesine soruyor:

– «Engin, hiç karım olmayı düşündün mü?»

Engin Hanım kendinden emin, karşısındaki erkeğin heyecanına hiç aldırmadan sakin sakin cevap veriyor:





– «Bana böyle bir şeyi düşünebilecek imkanı vermedin ki?»

Hayati’nin dili çözülmüştür artık. Cümlelerini birbiri ardına sıralamaya başlıyor. Garantisinin olmamasından, kendisini bağladığı sinemanın o günlerdeki güvensizliğinden…

– «Bak, şu anda cebimde 45 lira var. İlk defa ne zaman, ne kadar, para kazanacağım onu da bilmiyorum. Bu şartlar altında benimle evlenir misin?»





Engin Hanım başını öne eğip duyulur duyulmaz bir «evet» diyebiliyor ancak. Ondan sonra saatler, kurulacak yuvayla ilgili konuşmalarla geçiyor. Nihayet kararan hava onlara vaktin epey geçtiğini hatırlatıyor. Hayati:

– «Eve gidiyor musun?» diye soruyor.

– «Sen gitmemi istiyor musun?»

Kim ister evlenme teklif ettiği kızın gitmesini. Hayati de «Kal» diyor ve Engin Hanımı kendi çadırına bırakıp yaz sonuna kadar açık havada yatıyor.



1962 yılının ekim ayının 16. günü Engin Hanımın evine bir taksi dayanıyor. Dört aya yakın bir zamandan beri kızlarından haber alamayan aile, topluca kapı önüne çıkıyor. «Biricik kızları» Engin, telli duvaklı bir şekilde arabadan inmiştir. Yanındaki birkaç yaşlı akrabadan, kızlarının o gün evleneceğini, hatta damadın biraz sonra gelini teliyle duvağıyla almaya geleceğini öğreniyorlar.

Her evliliğin bir hikayesi vardır ama bugün karısı Engin ve oğlu Yıldıran’la mesut bir hayat sürdüren Hayati Hamzaoğlu’nunki gibisine az rastlanır her halde.

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 38. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.