Malta’daki Yalnız Adam Richard Jonhson




İki elinde iki bavul, nereye gideceğini, ne yapacağını bilmez bir halde etrafına bakınıyordu. İçinden «Her halde, Napoleon da Elbe adasına sürgüne gönderildiği zaman kendini böyle yalnız ve mutsuz hissetmiştir…» diye düşündü. «Ama onun hiç olmazsa sürgüne gitmesine üzülen, hürriyetine kavuşup geri döneceği günü umutla bekleyen yüz binlerce vatandaşı vardı. Elbe adasından Fransa’ya dönmeyi başardığı an, binlerce kolun kucaklamak için sevgiyle kendisine doğru uzanacağını biliyordu. Benim ise kimim, kimsem yok. Buradan döndüğümde bana uzanmasını istediğim bir çift kolun sahibi de seni aklına bile getirmeyecek kadar meşgul…»





Genç adamın Elbe adasına benzettiği yer Malta'ydı. Buraya yeni bir film çevirmek için gelmişti. Birkaç ay bu güneşli adada kalacak, sonra da yapacağı yeni anlaşmaya göre dünyanın kim bilir hangi ucuna gidecekti.

İngiliz asıllı aktör Richard Johnson'un yeni bir işe başlayacağı sırada kendini böyle yalnız ve mutsuz hissetmesi için aslında haklı bir sebep yoktu. Gerçi bir yıl önce ayrıldığı eşi Kim Novak'ı hala seviyor ye onunla barışmaya can atıyordu, ama Amerika'dan gelen haberler Richard Johnson'un ümidini kırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Fakat yakışıklı aktör, çevresindeki güzel rol arkadaşları, birbirinden cazip kadın hayranları arasında pekala mutlu olabilir, Amerika'daki sarışın sevgiliyi unutabilirdi.





Richard Johnson, iskelede bir süre daha durup etrafına bakındıktan sonra kara düşüncelere dalmanın gereksiz olduğuna kendini inandırıp bir taksi aramaya koyuldu. Filmciler onun birkaç gün sonra Malta'ya geleceğini zannettikleri için genç adamı karşılayan çıkmamıştı...

Johnson bir taksiye atladı ve «Villa Alfano'ya gitmek istiyorum» dedi. Ortaçağlardan kalma bir şato olan Villa Alfano'yu filmciler Richard Johnson için kiralamışlardı.

Villa Alfano... Richard Johnson, bu ismi pek beğenmişti. Şoföre «Villa Alfano'nun tarihçesi hakkında bir şey biliyor musunuz?» diye sordu.





Maltalı şoför, bu ünlü şatonun hikayesini yüzlerce defa dinlemişti. Hemen anlatmaya koyuldu. Ortaçağlarda, «Akdeniz korsanlarına» yuva olmuştu burası. Muhteşem binanın muhteşem salonları gemilerden talan edilen ganimetlerle döşenmiş, şarap mahzenleri, Avrupa'dan getirtilen şaraplarla tıka basa doldurulmuştu. Bir süre önce Avustralyalı bir zengin kadın şatoyu satın almış, fakat burada yapayalnız yaşamaktan hoşlanmadığı için satılığa çıkarmıştı...

Richard Johnson, böyle muhteşem bir villada yapayalnız yaşayacağını düşününce dehşet içinde ürperdi. Bir an her şeyi bırakıp İngiltere'ye dönmek de aklından geçmedi değil. Fakat İngiltere'ye gitse gene aynı şekilde yalnız yaşamak zorunda kalmayacak mıydı? Kim bilir belki de Malta'da her şey değişir, genç adam şu son ayların sıkıntılı havasından kurtulabilirdi.





Nitekim öyle de oldu. Richard Johnson şatoda yalnız kalacağını düşünürken sekreterini ve menajerini hesaba katmamıştı. Genç aktörün sekreteri son derece sevimli ve anlayışlı bir genç kızdı. Aktör aklına estiği zamanlar onunla her konuda konuşup dertleşebilirdi. Menajeri de, Richard Johnson'un dert ortağıydı. Sonra aktörün Malta'da çevireceği filmdeki rol arkadaşı Honor Blackman da Richard Johnson'u yalnız bırakmaya niyetli görünmüyordu.

Richard Johnson bir hafta içinde Malta'ya ve yeni dostlarına öylesine alışmıştı ki, film çalışmalarını uzatmak için bahaneler bile aramaya koyuldu... Genç adam, boş günlerinde çeşitli sporlarla oyalanıyor, sahilde güneş banyosu yaparken hayranları ve rol arkadaşsan onu yalnız bırakmıyorlardı.



Aylardan beri, kapıları, pencereleri sımsıkı kapalı duran Villa Alfano'nun manzarası birdenbire değişmişti. Geceleri geç saatlere kadar bütün odaların ışıkları yanıyor, salonlardan neşeli kahkahalar yükseliyordu. Richard Johnson, ve arkadaşları, Malta'nın tatlı sonbahar gecelerinde çılgınca eğleniyorlardı.

Aktörün Malta'daki film çalışmalarını takip etmek için adaya gelen bir gazeteci, karşısında üzgün, hayata küsmüş bir delikanlı bulacak yerde, neşe ve ümit dolu bir sanatçı bulunca şaşırdı. Aktör gazeteciyle konuşurken: «Başlangıçta Malta adası bana bir sürgün yeri gibi görünmüştü,» diye anlattı. «Sevdiğim tek kadından uzakta kalmak beni çılgına çeviriyordu.



Fakat zamanla yalnızlığa alıştım. Hem buraya gelmesem de sevdiğim kadına kavuşamayacağımı biliyorum. Biz sinema sanatçıları göçebe yaşamaya mahkumuz. Malta'ya gelmesem, belki Girit'e, ya da Okyanusya'ya gitmem gerekecekti. Zaman zaman bu göçebe hayat canımı sıkıyor, ama yapacak başka bir iş düşünemediğim için buna katlanıyorum. Fakat her şeye rağmen Malta'yı çok sevdim. Keşke film çevirmeye gittiğim her yerde burada olduğum kadar rahat etmek imkanını bulsam.»

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 42. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.