Selma Güneri Sinemayı Unuttu



Ford marka otomobil, Sıraselviler caddesindeki evin önünden kar yağarken hareket etti. Direksiyonda genç bir erkek, yanında kürk mantolu bir kadın vardı... Şişli meydanından Taksim'e gelene kadar esmer tenli genç kadın sıkıntısından sigara üstüne sigara yaktı. Kazancı Yokuşu'na saptıktan sonra, Taksim Gazinosu'nun arka tarafında durdular. Kar çoğalmış, göz gözü görmez olmuştu. Beton koridorlardan, önde kadın, arkada onun kostüm çantasını taşıyan erkek hızla yürüdüler ve sahne arkasındaki localarına kendilerini attılar.





Genç kadın mantosunu çıkardı. Erkek, sahne amiriyle konuştu, iki çay ısmarladı. Tekrar içeri girip kapıyı kapadı. Esmer kadın, etrafı ampullerle çevrili aynanın önüne geçti. Takma saçını, özel berberine düzelttirdi... Kocası, genç karısına yardım ediyordu. Kadın biraz sonra sahneye çıkacak, mini-etekli elbisesi içinde gülüp oynayarak şarkılar söyleyecekti. İçkili masalarda neşeleri artan müşteriler onu alkışlayacak, istedikleri şarkıların isimlerini bağıracaklar, tepinip tempo tutacaklar, sonra, en çok hangi şarkının adı duyuluyorsa (şarkıcı kadın da biliyorsa) o şarkı söylenecekti.





«Son Kuşlar» ve «Ben Öldükçe Yaşarım» filmiyle çeşitli armağanlar kazanan, Türk film dünyasının en genç yıldızı sıfatını aldığı halde, kocası askere gidince, elini ayağını Yeşilçam'dan çeken, şarkıcı babanın kızı Selma Güneri, nihayet şarkıcı olmuştu. Filmlerde kazandığı şöhreti, alkol buharı ile dolan salonlarda harcıyordu. Hakkında «ayrılma» dedikoduları çıkıyordu, plak dolduruyordu, İzmir - Ankara - İstanbul arasında mekik dokuyordu. Ama Yeşilçam'ı, armağan kazandığı filmleri unutmuştu.

Selma Güneri sinemayı unutmuştu... Tabii, yerli sinema dünyası da bu vefasız sevgiliyi çoktan defterden silmişti...

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1968 TARİHLİ 7. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.