Frank Sinatra’nın Mia’sı




Londra’da erkeği tanımayan yoktu. Uzun süre İngiltere’de kalıp İngiliz sinemasının en başarılı aktörleri arasına giren Laurence Harvey’in de İngilizleri ve İngiltere’yi unuttuğu söylenemezdi… Genç aktör her fırsatta İngiltere’yi ziyaret ediyor, eski vatanında sık sık film çevirerek Amerika’da yerleştiği için ona kırılanların gönüllerini almaya çalışıyordu… Laurence Harvey, üstüne ne giyse, beş karış sakal da bırakmış olsa, gözüne kara gözlük de taksa hayranları onu tanımakta asla güçlük çekmiyordu…






Bu defa aktör sakal bırakmamış, gözünden kara gözlüklerini de çıkarmıştı… Eski günlere nazaran çok neşeli ve mutlu görünüyordu… Yanından hiç ayırmadığı kısacık saçlı, zayıf ürkek bakışlı genç kadını ise ilk günlerde hiç kimse tanıyamadı… Birçokları onu yeni yeni şöhrete ulaşan manken ‘Twiggy’ ye benzetti. Bazıları ise Laurence Harvey’in yıllardan beri beraber yaşadığı orta yaşlı sevgilisi Joan Cohn’un akrabası olabileceğini ileri sürdüler. Laurence Harvey, Londra caddelerinde bu meçhul genç kadınla sarmaş dolaş geziyor, parklarda onun resimlerini çekmek için saatlerce uğraşıyordu… İyi anlaştıkları ve beraber olmaktan büyük zevk duydukları aşikardı…



Çok geçmeden dedikodular başladı… Laurence Harvey, Londra’daki film stüdyolarından birinde «A Dandy In Aspic» isimli bir film çevirmeye başlamıştı… Genç adamın stüdyoya da o sarışın oğlan çocuk başlı genç kadınla geldiği görülünce meraklılar aktörün menajerine bu genç kadının kim olduğunu sordular… Menajer, omuzlarını silkti, «Haa, o mu?» dedi, «Frank Sinatra‘nın sevgili Mia’sı… Laurence Harvey ile burada beraber filim çeviriyorlar… Huyları birbirininkine çok benzediği için de kısa zamanda arkadaş oluverdiler… Onlara gıpta ediyorum dersem yalan söylememiş olurum…»






Frank Sinatra’nın kendisinden otuz yaş küçük olan sevgili Mia’sı Laurence Harvey’in kolunda Londra sokaklarında gezerken dedikodular da aldı yürüdü… Sinatra’nın Mia’sı, her şeyi herkesi unutmuş, Laurence Harvey ile mektepli aşıklar gibi dolaşarak hayatın tadını çıkarmaya bakıyordu. Sinatra, genç karısını Londra’ya filim çevirmeye gönderirken özel muhafızlarından da birkaçını onun yanına katmayı düşünmüştü ama Mia, «Ben koskocaman bir kadınım, kendimi idare edebilirim. Dağ başına da gitmiyorum. Peşimde bir sürü yabancı adamın dolaşması rahatımı kaçırır» diyerek kocasını kararından vaz geçirmeyi başarmıştı… Londra’ya geldikten kısa bir süre sonra ise Sinatra’nın Mia’sı için enteresan bir çalışma devresi başladı…






Laurence Harvey ile aynı otelde kalıyordu. Sabahleyin erkenden otelin taraçasında konuşa gülüşe kahvaltılarını ediyorlar, sonra da Laurence Harvey’in otomobiline atlayıp stüdyonun yolunu tutuyorlardı… Stüdyodaki çalışma bittikten sonra ise gene beraber otele dönüp kıyafet değiştiriyorlar, sonra da gidecekleri gece kulübü üzerinde bir karara varıp tekrar yola düzülüyorlardı… Tatil günleri ise çek daha hareketli ve neşeli geçiyordu… Laurence Harvey Mia’yı elinden tutup şehirde gezdirmekten büyük zevk duyuyordu. Bazı günler Mia ile modaevlerine gidip genç kadının giyeceği elbiseleri seçmek Laurence Harvey’e bütün yorgunluklarını unutturuyordu. İlk günlerde aktörün yanındaki kısa saçlı genç kadını tanımakta güçlük çekenler, çok geçmeden Laurence Harvey ile Sinatra’nın Mia’sını bir arada görmeye kendilerini alıştırıverdiler…






Genç çiftin Londra’da çevirdikleri «A Dandy In Aspic» isimli filim de yarı komedi havası içinde geçen bir polisiye kurdele. Laurence Harvey, tanınmış bir gizli ajanı bulup öldürmekle görevlendirilir. Fakat bu ajanın bizzat kendisi olduğunu kimse bilmemektedir… Laurence Harvey, kendini yakalayıp öldürmek zorunda kalan casus rolünde ilgi çekici bir oyun çıkarıyor… Mia Farrow ise, Laurence Harvey’in esrarengiz sevgilisi rolünde oynuyor… Mia’nın kamera karşısında gerçekten başarılı olduğunu gören rejisör Anthony Mann, hemen senaryoda değişiklikler yaptırmış ve Mia’nın rolünü uzatmayı sağlamıştı. Rejisörün anî ölümünden sonra da bu değişiklikten vazgeçilmedi. Laurence Harvey ile Sinatra’nın Mia’sı böylece kamera karşısında da bir arada olmak fırsatını elde ettiler.

Sinatra’nın Mia’sı yakışıklı rol arkadaşıyla Londra’da hayatın tadını çıkarmaya bakarken dedikoduların alıp yürümesine de hiç aldırmıyor… Nitekim Genç kadın birinci evlilik yıldönümünü de kocasıyla değil, rol arkadaşıyla kadeh tokuşturarak kutladı…






Mia Farrow gerçekten anlaşılması güç bir insan… Annesiyle babası onu küçük yaşta bir manastır okuluna vermişlerdi… Mia, ağabeysi Michael’in ölümünden sonra manastırda rahibe olmayı kararlaştırdı. Fakat çok geçmeden manastırdaki rahibeler bu hayat dolu yaramaz kızı başlarından nasıl def edeceklerini düşünmeye koyuldular… Mia bir keresinde manastırın yabancılara yasak olan kısmına gazetecileri almış, fotoğraf çekmelerini sağlamıştı. Bir keresinde de tehlike çanlarını çalarak manastırı ayağa kaldırmıştı… Genç rahibe adayının manastırın dört duvarı arasında uzun bir süre yaşayamayacağı anlaşılınca Mia’nın ailesine durum bildirildi ve haşarı rahibe evine döndü…

Mia’nın evde de muziplikleri bitmek tükenmek bilmiyor, genç kız çoğu kere annesini üzüntüden çıldırtacak raddelere getiriyordu… Flörtlerinin ise sayısını kendisi de unutmuştu… Mia’nın Frank Sinatra gibi bir erkeği kendine bağlaması da onun kurnazlığını ispata yeter.



Şimdi de Mia, babası yaşındaki kocasını Amerika’da merak içinde bırakıp Londra’da yakışıklı rol arkadaşıyla yazın tadını çıkarmaktan çekinmiyor… Genç yıldız, film çalışmalarının dışında Laurence Harvey ile bu derece sıkı fıkı dostluk kurmasının tenkit edilmesine de içerliyor:

– «Ben her şeyden önce hür bir insanım. Kimsenin şahsi malı değilim ve olamam da… Benim hakkımda böyle düşünenler varsa bir an önce bu düşüncelerini kafalarından silkip atmalıdırlar.»

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 29. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.