Kınalıada’da “Üç Sevdalı Kız”




Kınalıada’da yazlığa gidenler, adaların güzelliğinden söz ederken:

– «Bizim Kınalı, yalnız adaların değil, İstanbul’un en sessiz, en sakin yeridir» derler.

Bu söz, geçen haftaya kadar doğruydu. Ama, hafta içinde yerli film artistlerinden tam 33 kişilik bir ekip gelince, «Rio Festivali» gibi durmadan çalıp oynayanlar, palmiyeli caddelere döküldü. Sanmayın ki Kınalıada’yı, ada büyüklüğünde bir arı kovanına benzeten gürültüyü yerli filmciler yaptı. Yerli filmciler, «Kınalıada Festivali»nin başlamasına sebep oldular, o kadar… Yoksa, asıl şenliği, Kınalıada’nın gençleri, orta yaşlıları, hatta ihtiyarları yarattılar. Kınalıadalıların hemen hepsi yerli film artistlerini ilk defa yakından görüyordu. Şimdiye kadar bütün «Prens Adaları’nda» filmler çevrilmiş, tek tük artistler, adalara ayak basmışlardı. Ama, Kınalıada tarihinde, ilk defa kocaman bir yerli filmci kafilesi, güzel kızları, yakışıklı delikanlıları, meşhur komikleri, kötü adamları ve düzinelerle figüranları, kameraları, projektörleriyle Kınalı’nın tahta iskelesine ayak basmış, zaten cümbüş de burada başlamıştı.





Geçen yıllarda «Klöp X» adını taşıyan müzikli, içkili, yemekli lokale şimdi «Nef'in Yeri» deniyormuş. Sabah erkenden buraya gelen «Üç Sevdalı Kız» filminin teknisyenlerinden herkes, biraz sonra adalarına, Ekrem Bora, Süleyman Turan, Turgut Özatay, Hüseyin Saradan, Kenan Pars, Suna Pekuysal, Meral Sayın, Necdet Yakın, Sevda Ferdağ, Meriç Başaran, Sevda Nur, Handan Adalı, Mürüvvet Sim, Vahi Öz ve daha bir hayli yerli film oyuncusunun geleceğini haber alınca «Kınalıada Radyosu» gibi çalışmışlar ve bu «çok önemli olayı» tepedeki ayazmanın papazlarına kadar duyurmuşlardı.





Film ekibinin iskeleden «Nef'inin Yeri» denilen gazinoya kadar gitmesi, büyük bir problem oldu. Herkes öne geçip «artizleri» yakından görmek, imza veya fotoğraf almak sevdasındaydı. Hepsi birbirini itiyor, kakıyor, plajlardan ıslak mayoları, şortlarıyla koşanlar da manzaraya biraz renk, biraz rutubet katıyordu. Nihayet güç bela gazinoya kamera yerleşti ve film, binlerce Kınalının gözleri önünde çekilmeye başlandı. Filme alınan sahne, Vahi Öz'ün, üç kızının, bir diskoteğe kaçıp erkek arkadaşlarıyla eğlenmesi sırasında, babaları tarafından yakalanmasıydı.





Adanın gençleri bu sahnede «fahri» olarak hem orkestralarıyla çaldılar, hem de figüranların arasına katılıp, onların sayısını arttırdılar. Arkadaşlarının «bedava» oynadığını gerenler, «niçin bizi de almıyorsunuz? Ne olur iki dakikacık görüneyim bu filmde?» diye rejisör Sırrı Gültekin'e yalvarırken, evinde yemeği ateşte unutan kadınlardan tutun da, o günkü işini tatil eden çöpçülere, fırıncılara, balıkçılara, suculara, seyyar satıcılara kadar herkes: «Acaba bize de rol var mı?» diye asistana soruyordu. Hele öğleden sonra güneydeki kıyılarda filmdeki «gençlerin» sevişme sahnesi çekileceği duyulunca, sevişenleri seyretmek için, romatizmalı ihtiyar kadınlar bile, dikeni; çalılardan atlayıp kameranın arkasına sıralanmıştı. Ekrem, Süleyman, Meral ile iki Sevdalar ve Meriç «masumane» bir şekilde aşk yaparken, yaşlı bir madam:





- «Zo genç oğlanlarla bızdık karılar böyle mi sevişoorlar artık? Mega asvas bizi koru!» diye söyleniyordu..

Adanın manav kılıklı bir bıçkını, gözlerini bikini mayolu artistlerden ayırmadan yanındaki arkadaşına:

- «Yahu bu yerli film artistleri sinema perdesinde bu kadar güzel görünmüyordu gözüme.. Meğer ne afili şeylermiş?» diyordu.



Kayıklara binerek sahilden gelenler filmin çekilmesine engel olunca Sırrı Gültekin, hoparlörle bağırıp, «deniz tarafının boşaltılmasını» rica etti. Bu sırada akşam olmuş, İstanbul'a işlerine giden erkekler de Kınalı'ya dönmüştü, iskele tarafında hemen hiç bir evde kadın kalmadığını gören erkekler de, plaja gelince, Kınalıada, güney tarafında ağırlık olan bir vapur gibi yana yatacak zannına kapıldık ve belki «ağırlığı» biraz hafifletiriz diye biz iskele tarafına kaçıp, rastladığımız vapura atladık...

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 40. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir