Sadri Alışık ve Ayhan Işık Güreşiyor




Büyükdere koyunda iskeleye kocaman deniz motorları yanaşmış. «Hafif Süvari Alayı» filmini çeken İngiliz filmcileri kameralarıyla, çeşitli malzemeleriyle biniyorlar.

– «Nereye?» diye sorduk.

– «Kilyos’a…» cevabını aldık.

– «Niçin karadan otomobillerle gitmiyorsunuz?»

Prodüksiyon amiri eliyle Sarıyer dağlarında, döne kıvrıla çıkan yolları gösterdi:

– «Bu daracık yollardan otomobille gidip gelmek çok tehlikeli… Sigorta şirketimiz bizim kendimizi bu kadar tehlikeye atmamıza izin vermiyor!» dedi.






Gerçekten deniz yolu daha rahat… Rumeli Feneri’ni geçtikten sonra kuzeye döndük ve Kilyos limanındaki tahta iskeleye yanaştık. İngilizler, Kilyos’u «Kırım» sahillerine benzetmek için ellerinden geleni yapmışlar. Bunca yıllık Kilyos plajları harp meydanına dönmüş…

Bir aralık, dinlenmek için, plaj evlerine doğru yürümeye başladık. Uzaklarda iki kişi, bu kızgın güneşin altında, kumların üzerinde güreş etmiyorlar mı?






– «Her halde Grekoromen şampiyonasına hazırlanan güreşçilerimiz olacak!» dedik. Zira ikisi de öyle usta güreşiyordu ki, sormayın… Çift dalmalar, sarmalar, kravatlar, efenseler, kündeler… Sadece Grekoromen değil, serbest güreşin bütün oyunlarını tatbik ediyorlardı. Hani Kırkpınar’da zeytinyağı ile tepeden tırnağa yağlanan pehlivanlar vardır ya. Bu iki güreşçi de tıpkı onlar gibi pırıl pırıl parlıyordu; ama yağdan değil, terden…

Biraz daha yaklaşınca profesyonel güreşçi zannettiğimiz iki erkeğin profesyonel iki sinema oyuncusu, Ayhan Işık ile Sadri Alışık olduğunu gördük.






Gayet iyi anlaşan Sadri ile Ayhan, yıllardan beri:

– «Yahu, önümüzdeki yaz Kilyos’ta bir ay kalalım» der dururlardı. Bu yıl, tam 30 gün kalmak yetmemiş de tatillerini 15 gün daha uzatmışlar. Sabahtan öğlene kadar yüzmüşler. Çolpan İlhan ile Gülşen Işık öğle uykusuna yatınca iki evli erkek:

– «Mademki her türlü sporu yapıyoruz. Bugün de güreş edelim. Yenilen, yenenin her istediğini yapsın!» demişler.

Başladık güreşi seyretmeye… Sadri:

– «Ben Paşabahçe’de doğdum. Orada güreşirdim,» diyor.






Ayhan Işık hem güreşiyor, hem de laf yetiştiriyor:

– «Ben de Fatih’te doğdum. Fatih Güreş Kulübü’nde bir hayli güreş seyrettim.»

Bir aralık kumlara yuvarlandılar, sonra kalktılar. Nihayet, Ayhan, filmlerdeki oyunlarından birini yapıp Sadri’nin güneşten köseleye dönmüş sırtını kumlara yapıştırıverdi:

– «Tuş!» diye bağırdı. Sadri ise, ağzına kaçmış kumlan:

– «Tuh!…» diye bağırarak çıkarmaya çalışıyordu.



Ayhan Işık:

– «Şimdi ben de ne istersem yapacaksın… Dur, düşüneyim; tamam, buldum: Uzun eşek oynayacağız… Hadi sana acıdım, ben on defa sırtından atlayacağım. Birdirbir oyununda sen deve gibi boynunu bük bakalım!» dedi. Sadri boynunu büktü.

Ayhan hem belini, hem boynunu büküp deveye benzeyen Alışık’a doğru:

– «Birdirbir!» diyerek koştu. Bir defa atladı, sonra, geri döndü. Bu sefer gene Koşarak geldi ve Sadri’nin üzerinden.



– «İkidir iki!» diyerek atladı. Döndü, gene atladı. Ama her seferinde sayılar yükseliyor, Ayhan, boynunu ve belini büken Sadri’nin üzerinden atlamakta devam ediyordu:

– «Otuzdur, otuz!»

– «Kırktır kırk!»

Sonunda Alışık dayanamadı, doğruldu ve ellerini kaldırıp bağırdı:

– «İnsaf yahu! Yenildik diye bu kadar zulüm yapılır mı? Bu oyunun adı «birdirbir»… «Bindirbin!» değil ki?»

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 33. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.